Palenque ve ötesi, bu sıcaklarda nereye gitsem?

San Cristobal de Las Casas’ın serin yüksekliğinden Ocosingo’nun bunaltıcı sıcaklarına doğru yola çıktım. Sabah pedal basarken tam olarak nerede bitireceğimden şüpheliydim. Ama saat 16:00 gibi Tzajala’ya varınca kalan 30 kilometreyi de kıvırırım diye düşündüm. Saat 17:00 gibi hava sıcaklığı ve nem birleşince yağmur olarak indi. Yolun kenarında saçak altına girdim. Tropik yağmurda amaan ya ben sürerim diyemiyorsunuz, görüşüm epey kısıtlanmıştı. Neyse ki, hava kararmadan Ocosingo’ya vardım.

Bu arada gps güzel ama tam bir pil canavarı, pilleri degil 12 saat 120 saat şarj etsem hemen 2 saate bitiyor. Bu tip aletleri cep telefonu gibi sarj edilebilir pilli yapmamaları ise saçmalığın başka bir versiyonu.

Ocosingo’dan Palenque istikametinde yola devam ettim. Yolları sorarsanız kurdele gibi tarifini 10 ile çarpın derim. Yokuş desen değil, rampa desen değil, ben çıkamadım pes edip bisikleti ittim. Böyle ine bine sıcakta epey bir yol katettim etmesine ama Palenque’ye varmamın imkansız olduğunu anladım. Dolayısıyla Agua Azul Şelalerinde kalmayı düşündüm. Yol azıcık bir düzleşip güzelleşir gibi oldu ama son kilometreler yine rampa ve yine bisiklet itmekle geçince Agua Azul’a girmekten vazgeçip şelalelerin olduğu yol kesişiminde yatmaya karar verdim. Agua Azul’a inen yol da en az çıktığım kadar keskin dönemeçli olduğundan 5 km inip, sabah sabah 5 km çıkmayı gözüm yemedi. Yol kesişiminde su ve atıştırmalık aldığım dükkanın yanında üzeri kapalı plastik masa ve sandalyelerin olduğu kendin pişir kendin ye bölümünde kalmak için izin alınca hemen çadırı kurmaya başladım. Önce dükkan sahibinin oğlu sonra arkadaşları derken 4-5 çocuk etrafımı sardı. Bir kısmı da ara ara uğrayıp meraklarını giderdiler. Çocukların hemen hepsi çadırın içini çok merak etti, görmeleri de yetmedi bir şekil içeri davet beklediler. Saat 10:00’da evlerine dağılınca ben de rahat bir nefes alıp uyuyabildim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAyolun yarısı göçmüş, öncesinde ve sonrasında uyarı tabelası bazen var bazen yok!

OLYMPUS DIGITAL CAMERAselam!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Agua Azul Şelalerine inmeden yol ayrımında konakladığım yer

Paralı turistlerin her şey dahil paketlerle akın akın uğradığı Maya Mundo rotasına girince fiyatlar da ister istemez artmaya başladı. Genelde parasız ya da 3 peso olan tuvalet oldu 5 peso ama tabii servis aynı servis, tahta baraka, tuvalet kağıtsız, ışıksız filan (ooo bakıyorum buldun bunuyosun! Yok yee ben her zaman çayıra çimene işeme taraftarıyım da dönemeçlerden durmak yer bulmak filan zor. He canım he gülüm he)

Ne yalan söyleyeyim Agua Azul dönemecinden sonrası sağlam bir iniş, hele sabah sisi cangılın üzerinde güneşin ilk ışıklarıyla yükselirken manzara nefes kesici! Eeee nerede fotolar derseniz yok, meğer en güzel fotoğraf çekilecek yerler en tehlikeli virajlardaymış.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAVe tabii yine yol rampa sarmaya başladı, güneşin tüm vücudumu olanca sıcaklığıyla elbiselerimin altından cayır cayır yaktığını hissediyordum. İşte beni bittiren de bu oldu, bir sürü mola verdim, deli gibi su içtim ama 2 sene gayet serin dağ şehrinde yaşayınca vücudum 30 derece sıcağa hemen adapte olamadı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAAt almayı ciddi ciddi düşünürken ^.^

Pek çok kere bisikleti satsam ata param yeter mi diye düşünmekten kendimi alamadım. İte kaka Misol-Ha şelalesine geldim. Burada mola verip çamaşır yıkadım, ayaklarımı serin şelale suyuna soktum üzerine kendime bir de bira ısmarladım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAAkşam da kamp atmak yerine toplantı salonunda şezlongda uyudum. Tabii bisikleti ve çantaları dağıtmayınca sabah erkenden yola koyulmak kolay oldu. Yine kıvrımlı yollara daldım ama nispeten virajlar daha bir insan için planlandığından süper güçlere ihtiyacım olmadı ve yaklaşık 9:30 – 10:00 gibi Palenque Arkeolojik sahasıyla turistler icin planlanan Palenque transit şehri yol ayrımına vardım. Gayet uygun fiyata nefis bir yumurtalı tortayı (sıcak sandviç) mideme indirip ilk iş Arkeolojik sahaya çıkmaya karar verdim. Büyük hata! Bir yere varınca önce yerleşecek yer bakmak şart. Kafamda aman nasılsa El Panchan’da kalacağım nasılsa bir sürü seçenek var diye kurmam ise ikinci büyük hatam oldu.

Şimdi benim hayatla, hatalarımla sınavımı bi kenara bırakalım da Palenque fotolarının tadını çıkaralım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

yolu yaparken bisikletlileri hiç düşünmedik ciğerim böyle kendi çevresinde kıvırıp neredeyse çember şeklinde kapadık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Temple of Skull – Templo de la Calavera – Kafatası Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Tomb of the Red Queen – Tumba de la Reina Roja – Kırmızı Kraliçenin Mezarı

OLYMPUS DIGITAL CAMERAThe Palace – El Palacio – Saray

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERATemple of the Foliated Cross – Templo de la Cruz Foliada – Yapraklı Haç Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERATemple of the Cross – Templo de la Cruz – Haç Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERATemple of the Sun – Templo del Sol – Güneş Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAAqueduct – Acueductos – Su kemeri

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAEl Panchan arkeolojik alan ve müzenin girişinden hemen önce, bir kaç otel, hostel ve lokantadan oluşan bir yerleşke ve maalesef yetersiz hizmetine karşılık gereksiz pahalı. Delik deşik olmuş sineklik teli hiç bir böceği dışarıda tutmadığı gibi kapının altındakı boşluktan da kafam kadar kurbağa girdi içeri :/ 100 peso vereceksem gider şehirde kalırdım en azından internetim olurdu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAEl Panchan – The Jungle Palace’taki odam

Bu arada en önemli mevzu arkeolojik alana bisikletle giriş yaptığınızda ‘arkadaşım yol hayvan gibi yokuş, 180 derecelık viraj var filan’ diye kimse sizi uyarmıyor. Ayrıca tüm sahayı gezince çıkış patikası sizi cangılın içinden girişe yani müzeye çıkartıyor. Dolayısıyla bisikletle seyahat edenler kalacak yerlerini ayarlayıp daha sonra arkeolojik sahaya çıksınlar. Sormadım ama en azından bisikletlerini koyabilecekleri güvenli bir alan müzeden rica edilebilir.

Tüm sahayı gezdikten sonra cangılın içinden ilerlerken kükreme sesinin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Sonuçta cangılın kıyısındaydık ve henüz doğanın geri alıp koynunda sakladığı kalıntıların sadece minik bir kısmıydı görüp göreceğimiz. Kükreme o kadar derinden geliyorduki aklıma ‘lan jaguar mı var ocelot mu ne var?’ sorularını getirdi. Tee tepedeki park yerine bisikletimi bıraktığımdan bu çıkış yolunu yürüyemedim, mecbur ana park alanına dönüp bisikleti kaptığım gibi aşağı müzeye pedalladım. Müzeye bisikleti sürmek de mesele. Ne yazık ki tekerlekli iskemle için yapılan rampalar bile anlamsız açılarla yapıldığından bisikleti hediyelik eşyaların satıldığı ve tuvaletlerin olduğu alana kendi halinde kilitleyip koşa koşa müzeye gittim. Acele acele müzeyi gezerken yine kükreme seslerini duyunca kesin müzede hoparlörden veriyorlar diye düşünmeye başladım. Ses sistemini ararken dışarıda gençlerin ağacın tepesini işaret ettiklerini görünce ağaçtaki maymunu fark ettim. Dışarı çıkınca da emin oldum. O korkunç kükreme meğer ses siteminden filan değil ağacın tepesindeki maymundan geliyormuş. Hatta oh oh ağaçtan mangolar düşüyor bedava diye sevinirken kimbilir maymun kafama isabet ettirmeye çalışıyordu.

El Panchan – Jungle Palace’tan çıkıp tam yol ayrımına gelmiştimki dün geceden kalan paraüstünü almayı unuttuğumu fark ettim. Zaten rüzgara yepisyeni aldığım sütyenimi kaptırmıştım ikinci bir 100 peso kaybetme lüksüm olmadığından paşa paşa dönüp paramı aldım. Bu gitgelden dolayı yaklaşık bir saat kaybettim.

Palenque’den sonrası dümdüz ova, bu arada yola çıkmadan zincirimi değiştirdim. Yine 114 link ancak havadan mı, neden olduğunu bilmediğim bi boşluk bi güzellik geldi viteslere arka vites azıcık takılsa da en yüksek viteste bile zorlanmadan pedal bastım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERASaat 11:00 civarı Catazaja’ya vardım, nefis göl manzarası ama pek kullanan istifade eden yok gibi, şehir az buçuk hayalet şehir olma yolunda maalesef. Saçma bir kararla oturup balık yedim. Bu sıcak havada kızarmış balıkla ne işin var, zaten güzelim balığı kızarttıkları için olan da eti kuruyup azalıyor. Acısı tabii yolda çıktı. Bir yandan havanın sıcaklığı bir yandan benim içimin yanması derken önünde kocaman palapa olan (palmiye yaprağıyla örülü çatısı olan primitif yapılar) bir yer görünce toprak yol filan demeden daldım. Lokantaymış ama tadilattalarmış. Orada çalıştığını düşündüğüm kadına burada kalabilir miyim diye sorduğumda yer yok dedi. Ulan koca arazi nasıl yer yok!! Neyse şurada az dinleneceğim dedim. Sonradan sahibi olduğunu öğrendiğim adam inanılmaz suratsız, ilgisiz, nadan bir tipti. Gücümü toplamak için tahta sıraya yattım, yarı uyur yarı etrafı seyrederken lokantanın önündeki terasta tamamen ahşaptan yapılma asma kat dikkatimi çekti. İzin verseler ne güzel bisikleti bağlar hoop yukarıda bir tek tulumla uyurdum. Biraz kendime gelince kadınla biraz daha konuştum, su istedim. Durumumu anlattım hak verdi ‘bana kalsa kalabilirsin ama sahibi olan kadın burada değil, oğluna sorayım’ dedi ama herif hiç oralı olmadı. Ben de teras sevdam kursağımda yutkunarak yoluma devam ettim. Hemen hemen bir 10 km sonra Emiliano Zapata isimli kasabanın dönemecinde Pemex Benzin istasyonuna varınca rahatladım. Lokantaya yan taraftaki arazide kamp atabilir miyim diye sordum meğerse orada başkaları varmış, onlara sormam gerekiyormuş. Hurdacı vs tarzı bir iş yaptığını varsaydığım adamcağıza sordum burada kamp atabilir miyim diye? Onayı alınca lokantaya dönüp yazı filan yazdım. Bu arada bayağı irice bir adam ilerde yol daralıyor eyvah eyvah nasıl sürecen bisikleti çok tehlikeli diye beni iknaya çalıştı. Kızlarının ise gözleri ışıldıyordu. Benimle ingilizce konuşup, adımı sordular. Çadırı kurmaya gidince fark ettimki, toprak toprak değil kupkuru betonlaşmış çakıllı kum. İkinci çadır sabitleme demirimi de böylece yamulttum. Bir de acayip bir rüzgar eşliğinde şimşekler çakıp, gök gürlemeye başlamasın mı? Islanmasın diye çadırı resmen orospu bohçası gibi kılıfına doldurdum. Hurdacı adam elinde çekiç ve çiviyle geldi. Aç çadırı bence bu şekil kesin tutar dedi. Haydii bir daha açtım çadırı uçuşup ıslanmadan el birliğiyle kurduk ama çekiç ve çivi alternatifi olmasa durumum epey sıkıntılıydı. Yine lokantaya dönüp az biraz günlük yazıp okumaya çalıştım. Bu sefer de bir kamyon şöförü ‘yol kötü ve dar, hem niye bisikletle gidiyosun böyle daha çok zaman ve para harcıyosun otobüse binsene’ diye yine beni iknaya çalıştı. Bir de üstüne ‘Chiapas’a bambu almaya gidiyorum dönüşte de Tulum’a gideceğim istiyorsan seni de götüreyim’ dedi. Beni anlamasına ımkan yoktu, yine de kendisine teşekkür edip çadırıma yollandım. Gece epey bir yağdı ama çadırın içine su girmedi bir iki epey ıslaklık yaşadığım için çadırın suya dayanıklılığından süpheye düşmüş durumdayım. Bütün gece yol hakkında kabuslar görerek uyumaya çalıştım.

Sabah yola çıkmak için hazırlanırken dün geceden hatırladığım yaşlıca bir adam da bisikletiyle geldi. Yolu sorunca da saçmalama kocaman yol var bisiklete bineceğin demez mi!! içime su serpildi. İki lokma bir şeyler atıştırıp yola koyuldum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAKamyonların tartıldığı bir alanda yer silme böcek ölüsü kaplıydı. salgın mı var, neden bu kadar çok diye sorunca gece çok güçlü olan aydınlatmadan dolayı olduğunu öğrendim.

Evet yol darmış, neden derseniz çünkü inşaat ve yol genişletme çalışması var. Ekstra kocaman yolum varmış, neden derseniz yolun hemen yanındaki inşası süren alanda bindim. Bir ara önüme yol inşaat işçileri çıkınca bir baktım bana ‘oo yol var merak etme’ diyen sabahki dayı :) gel gel işareti yapıyor. Yolun bir kısmında bisikleti itip çıkarabileceğim köprüler var bir kısmında ise hiç bir şey yok dolayısıyla ana yola kontrollü bir şekilde çıkıp bu engelleri aştım. Hepi topu 10 bilemedin 15 km bu şekilde gidip Chable’ye vardım. Chable girişindekilere sordum yolda dükkan vs var mı diye emin olunca devam ettim ilerde bir Oxxo varmış böylece ufak da olsa kasaba etrafında dolanmak zorunda kalmayacaktım. Oxxo maalesef servis dışıymış dolayısıyla geri döndüm. Dönüş yolunda kocaman bir kır at ipini kopratmış anayolda çifteler atıp koşturuyordu benim üzerime doğru koşacak diye ödüm patladı. Neyse biraz meyve, bol su alıp yola koyuldum şansıma hava pek bunaltıcı değildi. Ama tabii bu başlangıç, güneş iyice yükselip de nem artınca epey yorucu oldu El Aguatal’a vardığımda pilim bitmek üzereydi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAYol üzerinde elle yazılı hotel tabelasını görünce bir sorayım dedim 300 peso en düşük 280 peso olduğunu öğrenince vaz geçtim. Stadyumun oraya kamp atabilirsin diyenleri dinleyip stadyuma bakmaya gittim. Kamp atılır atılmasına da tırların geçtiği bu transit köyde uluorta etrafta komşu filan olmadan uyumak istemedim. Arka tarafta okulu görünce bir de oraya sorayım dedim ama nafile kamp kuramazmışım yasakmış.

Köyün başına geri döndüm, bölge komiserine sormaya gittim. Onların arka bahçede yol işçileri kalıyormuş, yine en iyi ihtimal stadyum dediler. Şurada kilise var oranın bahçesi olsa olmaz mı deyince sağ olsun komiserlikte çalışan genç bana eşlik etti de kiliseden sorumlu rahibeyle konuşmaya gittik. Ancak esas sorumlu rahibe orada değilmiş de işte saat 5:00 veya 6:00 da gelecekmiş ona sorması gerekiyormuş filan deyince bari karnımı doyurayım vakit geçsin diye bisikleti önüne bıraktığım lokantaya geri döndüm. Gayet güzel bir yumurta tabağı yanına da buz gibi ev yapımı kuşburnu suyunu miğdeye indirdim. Lokanta sahibi teyze bir tek yumurta parası aldı, kuşburnu suyu ikrammış. Çaprazımda tır şöförü olduğundan şüphe ettiğim adam da yemeğini bitirdi, kahvesini içti üzerine baş parmağına beyaz bir toz dökerken görünce ister istemez bakışlarımı kaçırdım. Vay anam vay bırak içkiyi, kimbilir başka nelerle uzun yola çıkıyorlar, uzun yol bisikletçilerini pachamama korusun!

Burada epey bir dinlendikten sonra bu sefer bisikletimle yine kiliseye gittim, bir şekil rica minnet çadırı kurdum, henüz rütbe olarak daha kıdemlı olan rahibe ortalarda yoktu. Tam kurma işini bitirdim ki geldiler. Tanıştık filan, beni kabul eden rahibe (Laura Jena), kiliseyi ayrı temizledi, banyoyu, tuvaleti ayrı temizledi yardım da edemedim. Ben yaparım sen merak etme diye diye iş yaptırmadı. Banyo lüksü beklemiyordum dolayısıyla tam bir sevinç oldu benim için duşumu aldım, çamaşırımı yıkadım, astım. Rahibe Laura benim dışarda yatmamı uygun bulmadı, yağmur yağacak çok yağarsa çadırı kurduğun yere de birikir en iyisi mi sen gel kilisede uyu dedi. Canıma minnet, eşyaları bisikleti çadırı içeri taşıdım. Hatta kıyafetleri de taşıdım vantilatör altında daha çabuk kururlar diye. Rahibe bir de üzerine sütlü kahve yanına tatlı ekmek getirince dünyalar benim oldu.

Gece yarısı gök delindi. Sivrisineklerin hışmına dayanamayıp sabaha karşı saat 2:00’de çantamın dibinden sinek kovma aletini çıkardım en azından bir 3 saat düzgün uyuyabildim ama iş isten geçmişti komple kollarım sinek ısırığı doluydu. Sabah saat 5:00’te yağmur olanca hızıyla devam ediyordu. Yine de toparlandım, Rahibeler kiliseye bitişik yaşıyorlardı, cumartesi sabah 6:00’da çan çalmaya geldi bir tanesi, daha sonra üst rütbeli olan da geldi beraber dua etmeye başladılar. Aslında cumartesi birilerinin gelmesi mi gerekiyormuş da gelmiyorlar mıymış, önemli bir gün müydü tam olarak anlayamadım. Yağmurun şiddeti azalmıştı, Rahibe Laura-yı ziyarete gittim. Yine kahve ve tatlı ikram etti, hatta bir de küçük paket hazırlamış elime tutuşturdu. Diş fırçası, macun ve sabun :) bizim ailelerin büyükleri gibi geleni boş göndermiyorlar.

Yağmurun serinliğinde asıldım pedallara, hedefim Escarcega. İnce ince yağan yağmur direncimi artırınca kilometreleri yutmam kolay oldu. Ancak Escarcega’ya varamadan San Joaquin’de hem hava sıcakladı hem de ön lastiğim indi. Bir düzine sarhoş adamın ve köyün önüne gelene çükünü gösteren delisinin bakışları arasında lastiğimin içine yürüyen ince demiri bulup çıkarttım. İç lastikteki patlağı bulamayınca bir kova su rica ettim yan taraftaki dükkandan hop iki dakika bile sürmedi patlağı bulmam. İşin fenası kalın lastiğe hava basmak. 30 bar hava basınca ağır ağır geride kalan vulcanizadora/lastik tamir eden dükkana gittim. Sevimli bir aile sohbet ettik biraz hava basmaya para da almadılar. Escarcega’ya yaklaşık 30 km daha vardı ve kala kala 2 saatim kalmıştı. Kendimden emin olmadığım ve de yağmur yağacak gibi gözüktüğünden çadır atılacak bir yer var mı diye sordum. Önceki gece kilisede kaldığım için tam karşımızdaki kilisede kalabilir miyim acaba diye sorunca ailenin hanımı Matilde bana eşlik etti. Kiliseyi kilitlideikleri iöin içinde kalmam mümkün değildi. Dısında da çadırı kuracak çimenlik maalesef yoktu her yer beton kaplıydı üstüne üstlük ne temiz su vardı ne tuvalet çalışıyordu. Tuvalet ve duşunu kiraya veren bi kadına sorduk tuvaleti ve duşu kullanabilir miyim diye şu an hatırlamıyorum ama sanırım 10 – 15 peso istemişti. Hem kafeteryası hem de bahçesi vardı. Acaba bahçesine çadır kurabilir miyim diye konuşurken Matilde ‘benim bahçem ufak bir sürü de hayvan var ama istersen kalabilirsin. Eşim ve oğullarımdan biri 24 saat çalışıyorlar dükkanda’ deyince hemen kabul ettim. Bahçesi çadır için yeterliydi tek korkum yağmurun şiddetiydi. Bahçe çimenlik olmadığından yumuşak toprak kesin balçık çamura dönecekti. Çadırı kurdum her şeyi içine yerleştirdim hava simsiyah bulutlarla kapanınca Matilda topla çadırı evde kal bu yağmur çok şiddetli inecek kesin çadırına su girer deyince herşeyi topladım. Ev desen tek göz odada ocaktan oluşan mutfak, uzun bir yemek masası, vitrin, vazgeçilmez televizyon, bir hamak ve ufak çift kişilik bir yataktan ibaretti. Bahçede, tavuk, ördek, köpek, kedi, papağan, domuz ne ararsan var. Kedisi göbek kaşıtan cinsten, yabancı olmama rağmen pati filan atmadı. Matilda, duş almama izin verdi. Her şey çamasır, bulaşık, tuvalet, duş taşıma suyla çalışıyor. Su taşıyayım, bulaşıkları yıkayayım desem de hiç birini yaptırmadı. Önce sofralarına buyur edip balık çorbası ikram etti sonra yerde yatamazsın böcekler rahatsız eder diye ikinci bir hamak astı, benim için üzerini de cibinlikle örttü. Kızıyla küçük oğlu yatakta uyudular, büyük oğlu ile babası yemekten sonra iş yerine gittiler. Matilda böcekler gelmesin diye vantilatörü kendine çevirdi. Mis gibi uyuduk. Sabah erkenden suyumu doldurdu, kahve ve tatlı poğaça ikram etti. Birbirimizi kucakladık ve dualarla beni yolculadı.

Sabah saat 7:00’de yola koyuldum. 10:00 gibi Escarcega’ya vardım. Yiyecek bir şeyler aradım, markete girmek uzunca oyaladı. Sanırım bir saat sonra yola koyuldum hedefim Champoton’a varmaktı. Escarcega ve Champoton arasında uzun süre yiyecek içecek alacak bir yer yok. Sanırım 15-20 km pedalladıktan sonra ilk insan kalabalığını beyzbol sahasında gördüm. Aslında burada durup yiyecek bir şeyler sorabilirdim ama hava kapalıydı ve yağmur yağabileceği endişesiyle devam ettim. Havanın apalı olması rahat pedallamamı sağladı hava sıcak ve bunaltıcıydı ama en azından güneşin yakıcı etkisi yoktu. Sanırım Graciano Sanchez’de ilk meyve suyu ve su ihtiyacımı karşılayabildim. Hemen devamında da iki minik yerleşim yerinden bir şeyler almak mümkün. Son kasaba Vincente Guerrero’da dinlenmek için oturduğum bakkaldaki yaşlı kadın 3-5 sene önce öldürülen bisikletlileri sayınca sırtımdaki tüyler ürperdi. Son bir gayretle Champoton’a yağmurla birlikte vardım. Tüm Champoton’u baştan uca geçtim sırılsıklam oldum ilerde kalacak ucuz yer var dedikleri yere devam etmem mümkün değildi hava tamamen kararmıştı ve yağmur görüşü zayıflatıyordu ayrıca köprüden sonra devam eden anayolda emniyet şeridide yoktu. Tırların ve kamyonların kullandığı anayolda bu koşullarda daha fazla devam etmemek için şehre geri döndüm ve fiyat sorduğum ilk otelde 230 pesoya geceyi geçirdim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Champoton’da bisikleti odaya sokmama laf etmelerine rağmen bisikletimi odaya aldım.

Sabah erkenden yine yola koyuldum bu sefer hedefim Campeche. Ancak Campeche’ye doğrudan giden autopista (paralı yol) yerine salak gibi libreyi (karayolu) seçince yine kıvrımlı büklümlü uzun bir yolu pedallamak zorunda kaldım. Autopistanın tek kusuru emniyet şeridini kırmızı tartan olarak bırakmalarıydı. Bir de ne bileyim yolda görülecek minik yerleşimler vardır diye düşündüm ama bir iki yer harici yolda pek dikkate değer bir şey yok.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERACampeche’yi korsanlardan koruyan surlar ve kale

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERADuvar resmindeki kadın yaşıyor, minicik bir kadın ve her gün parktaki kuşlara yem veriyor

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Yukarıdaki tüm acayip ve bir o kadar muhteşem heykeller Leonora Carrington isimli sanatçıya ait. Her ay farklı bir sanatçının sergisi Campeche sokaklarını süslemekte

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Campeche’de eski stilde eşyalar ile dekore edilmiş tipik Campeche eviOLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERABlack Jesus – Afrikalı Jesus

Campeche’de oldukça büyük bir kent ve cıvıl cıvıl. Gpsin nimetlerinden faydalanyım dedim ve beni yönlendirdiği hostele gittim ancak hostel yeni dekorasyon sebebiyle kapalıydı. Falanca sokakta başka hostel var dediler güç bela oraya vardım. Şehir içi detay haritası yoksa pedallamak biraz sıkıntılı yollar hem dar hem de tek yön nereye gideceğinizi iyi hesaplamanız gerekiyor. Monkey hostel gecesi 100 pesoya kalınacak yegana ucuz yer sanırım. Hemen iki gece kalmak üzere anlaşıyorum. Bu arada Couch Surfingden Maguey beni misafir edebileceğini sçyleince çok seviniyorum. İkinci gün buluşup bir şeyler içtik ertesi gün saat 11:00 de Esperanza beni kamyonetiyle alacaktı çünkü evleri şehir merkezinden epey uzaktaydı. Bu arada sağ bacağım da inanılmaz şişmişti. Sıcaklar dolaşım problemimi tetiklemişti bol su içmekten başka yapacak pek fazla bir şey yoktu. Esperanza dar sokakta kamyonu koyacak yer bulamadığından beni alamamıştı. Tabii CS hesabına gece bakmayı akıl edemediğimden buluşamadık neyse bisikletle gitmem en fazla yarım saatimi alır diyerekten bisikleti çantaları dik merdivenden indirip hazırlandım. Tam yola çıktım ki ön tekerim inmiş. Neyse geri dönüp merdiven başında acaba yeni patlak mı var diye inceledim. Sanırım yamadan hava kaçırmıştı. Lastiği tekrar yerleştirip hava bastım. Yol üzerinde benzincide her iki tekere de 60 bar hava bastım. Geriye Magui’nin evini bulmak kalıyordu. Epey bir uğraşıp etrafa sorduktan sonra ancak bulabildim. Hostelden eve varmam sanırım 3 saatimi almıştı. Telefonum olmadığından Magui ve Esperanza beni merak edip aramaya çıkmışlardı. Üç gün beni evlerinde misafir ettiler beraber yiyip içtik. Hemen her yere arabayla gittik. Bacağımdaki şişlik hafiflemeyince bari Chetumal’a geçeyim oradan Beliz’e geçer vizemi yenilerim böylece en azından Meksika’da bir 6 ay daha kalabilirim ve Küba’yı aceleye getirmem diye düşündüm. Chetumal’de beni misafir edecek birini de buldum. Otobüsle Chetumal’e geçtim. Evi bulmak çok kolay oldu. Bir de sürpriz kapıyı San Cristobal’den tanıdığım Valentina açtı. Meğer Quintana Roo üniversitesinde doktorasını yapıyormuş. Beni kabul den Martin ve ailesi de çok tatlı bir aileydi. Hem onlardan hem de CS üzerinden tanıştığım Kanadalı Will’den öğrendiğim kadarıyla vize yenilemek öyle kolay iş değildi. Beliz’e kara yoluyla gidip bir yerlerde kamp atıp veya CS üzerinden birilerini bulup kalmak ve geri dönmek biraz riskliydi Beliz sınır polisi turistlerin vize için gir çık yapmasını hoş karşılamıyorlardı ve baştan beni ülkeye almayabilirlerdi. En kolay yol 50 USD harcayıp adalardan birine gitmek ve 3-4 gün kalıp dönmekti. Bu arada bacağımdaki şişlik azalmaya başladı. Sıcaklara direncim de her geçen gün artıyordu. Kararımı verdim otobüsle Cancun’a geçip Küba’ya devam edecektim.OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Hotel Orquideas ailesi

OLYMPUS DIGITAL CAMERADante

Cancun’da 150 pesoya sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil italyan bir ailenin işlettiği Orquideas Hostelde konakladım. Beni misafir edebilecek CS’ten birilerini buldum ama ya evleri çok uzaktaydı ya da bisikleti paketleyecek ve koyacak alan bulmak biraz zordu. Ama en azından bana arkadaşlık ettiler. Herkesin uçak biletini ince ince yapan ben kendi uçak biletimde çuvalladım. Bir kere kredi kartımı kullanamadım. İkincisi bisikletin ölçülerini onaylatmadan alıverdim. Satarken iyi şimdi de müşterinle ilgilenmiyosun diye azıcık ağız dalaşına girince satan adam meksika havayollarındaki yetkili kadının ismini verdi. Sabah bu kadını bul sana yardım edecek dedi. Sabahı zor ettim. Maurizio arabasıyla beni otobüse bıraktı, 7:00 otobüsüyle havaalanına vardım. Kadını buldum. Henüz Küba için check-in masası açılmamıştı epey bir bekledikten sonra masa açılır açılmaz benimle ilgilendi. Gidiş dönüş toplam 1440 peso ödedim. Defalarca Kübadaki ajentaya e-posta atacağım ve dönüşte hiç bir şey ödemeyeceksin dese de dönmeden bilemeyeceğim. Ama elden gelen bir şey yok kabul edip ödedim karşılığında fatura istedim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu arada Küba için ikinci bir vize de almadım. TR den annemin aldığı sözde Mayıs son kullanma tarihli vzeyi kullandım. Vize dedikleri Turist kartında son kullanma tarihi diye hiç bir şey yok dolayısıyla öyle bir senede süresi biter diye bir durum da söz konusu değil. Gayet sorunsuz Küba’ya girdim. Eşyalarımı da gayet sorunsuz aldım. Ancak girişte vize kontrolünde pasaporta damga istemiyorum diye kadını uyarmanız gerek yoksa şak diye pasaportunuza Küba damgası alabilirsiniz. Bu arada fotoğraf çekemedim ama havaalanında çok tatlı cocker espanyel köpekleri uyuşturucu bulmak için kullanıyorlar. Köpekler korkutucu olmadıkları için de rahatça herkesin arasında pıtır pıtır dolanıp herkesi, tüm bavulları koklayabiliyorlar.

Bisikleti açmamı isteyecekler diye de epey bir korktum ama istemediler çok şükür.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAViva la Cuba! Viva la Revolución!

Advertisements
This entry was posted in bisiklet, gezmecilik and tagged , , , , , . Bookmark the permalink.

One Response to Palenque ve ötesi, bu sıcaklarda nereye gitsem?

  1. b.akay says:

    cesaretinizi takdir ediyorum.ben bisikletle ülke ülke gezmeye cesaret edemezdim.yolunuz açık olsun.kazasız belasız yolculuklar dileğiyle…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s