77 günlük bisiklet macerasının özeti II

OLYMPUS DIGITAL CAMERA1 Aralık 2012 Pazar günü  New Orleans’tan arabalı vapura atlayıp hep beraber Mississippi Nehrinin karşı kıyısına geçtik. Hep beraber derken NOLA’daki dostlarım Matthew, Lalo (bisikletle bana eşlik etmek için dükkanını kapattı güzel insan :)) ve Marino’yu kast ettim;  baktılar benim rota çogzel, eh hava da şahane olunca bana katılmaya karar verdiler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERAAşağı yukarı hep 18 nolu karayolunu veya nehrin kenarındaki setin üzerine yapılan bisiklet yolunu takip edip ikinci arabalı vapur iskelesinden bir kaç kilometre sonra kamp atmak için mola verdik. Yola geç çıktığımız için maalesef hedeflediğimiz Morgan City’ye ulaşmamız imkansızdı. Alışveriş yaptığımız küçük market 3-4 kilometre ilerdeki itfaiye binasına gitmemizi önerince asıldık pedallara. Nöbetçi itfaiye eri arka bahçeye çadır kurmamıza, mutfağı ve duşu kullanmamıza izin verince tüm yorgunluğumuz uçtu :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERAErtesi gün dostlarım NOLA’ya ben ise Morgan City istikametine doğru yola koyulduk. Arka tekerleğimin havası biraz inmişti, hava basmak için bir kaç kilometre sonra benzinci tamirci karışımı bir yerde mola verdim. Şişirmeye çalışırken tabii tüm havayı indirdim, baktım olacak gibi değil bisikleti yatırıp arka tekerleği söküp, iç lastiği çıkardım, presta valfın boynunu yırtmışım (evren presta valfi bulanı kahırlara gark eylesin). Bu arada dört kişilik yaşlıca afro-amerikalı grup pür dikkat beni seyrediyordu. Elim ayağıma dolaşsa da son dakika ön dişimi kırsam da en nihayetinde arka lastiğimi değiştirmenin haklı gururu, yaşlı amcalardan aldığım onayın sevinciyle yola koyuldum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERAABD’de kaplamasını kıran her insanın yapacağı gibi moralimi düzeltmem lazımdı! Amber Abita’dan daha güzel moral verecek bir şey olabilir mi?

Patlak lastik vs derken yine Morgan City’ye ulaşamadan mola vermek zorunda kaldım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA70 nolu karayolu üzerinde Cane Row Kamyoncu Dinlenme Tesisinde bu güzelim sabaha merhaba dedim!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAMcAllen köprüsü! NOLA’daki Huey P. Long köprüsü kadar uzun ve kalabalık değildi tabii.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAMorgan City’de iki gün Lalo’nun arkadaşı Marlon’un misafiri oldum. Marlon, oğlu ve tam yemelik minik torunu :) 6 Aralık Perşembe günü New İberia’ya doğru yola koyuldum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAFranklin; New İberia’ya giderken geçtiğim tarihi kasaba Christmas nedeniyle rengarenk süslenmişti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERANew İberia’da beni misafir eden evsahibim Andy ilk gece nefis bir “crawfish étouffée” hazırladı. Yanında da ev yapımı rom ikram etti. Hem kendi romunu kendi yapan, hem güzel yemek yapan, hem de kafa dengi ev sahibi bulunca bir gün yerine beş gün New İberia’da kaldım :P (yemeğin tarifini almadığım için çok pişmanım)

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Evangeline Oak – Evangeline Meşesi

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Evangeline

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERASt. Martinville isimli tarihi kasabaya gidip meşhur evangeline heykelini ve ağacını gördüm. Akşamüstü ağacın fotoğrafını çekmeye çalışırken evrenin küçük tatlı hediyesi yağmursuz gökkuşağı oldu :P

Kim bu Evangeline filan diyenler için gelsin! Acadia/Akadya = Kuzey Amerika’da Fransa’dan bağımsız oluşan fransız kolonisi – Quebec’in bir kısmı, Kanada’nın doğusundaki kıyı eyaletler (New Brunswick, Nova Scotia ve Prince Edward Adası). Acadians/Akadyalılar = buraya yerleşen Fransızlar. İngilizlerin Akadya’yı fethetmesi ve 1755-1763 arası 11500 Akadyalı’yı sürgün etmesiyle, Akadyalı kardeşlerimin çoğunluğu en sevdiğim eyalet Louisiana’ya yerleşmiş ve şimdiki Cajun topluluğun temeli olmuşlar.

ABD’li şair Longfellow’un “Evangeline, A Tale of The Acadie” adlı şiiri hem bu tarihi sürgün olayını, hem de bir aşk hikayesini anlatıyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAHaftasonu New İberia’ya çok yakın Lake Fausse Pointe Eyalet Parkına kamp atmaya gittik. Bu parkın özelliği kamp yerlerinin büyük bir kısmına karayolu yerine suyoluyla ulaşılıyor olması. Kocaman bir Selvi ormanı! Akşam Andy’yle timsah gözetlemeye çıktık. Karanlıkta parıldayan gözlere yaklaştıkça kayboldular. Her yer irili ufaklı timsah doluydu. Başta romu biraz fazla kaçırmaktan ya da karanlıkta ilk kez timsah aradığımdan, ne parlayan ne de parlamayan bir şey gördüm. Kamp attığımız alan birbirinin içine girmiş ikiz iki gölcükten oluşmaktaydı. Gölün derinliklerine gidip, parlayan gözlere yaklaştık sessizce, neredeyse kullandığımız kano kadar kocaman bir timsah görmek insanı az da olsa tedirgin ediyor tabii. Neyse ki saldırgan değiller.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERASabah kampı toplayıp geri dönerken timsah şöleni devam ediyordu :) Bu iki bebek timsaha o kadar yaklaştık ki neredeyse tutacaktım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERANate ve Vanessa, Andy sayesinde tanıdığım süper tatlı bir çift. Vanessa sağolsun işi gücü bıraktı saçlarımı kesip şirinliğime şirinlik kattı :) ABD’de saç kestirmek mi, “canım benim böbreğini masaya bırak da git” tarifesiyle başlıyor bilen bilir.

New İberia’ya veda vakti gelmişti, önümde uzun bir yol varmıştı, ama Avery Island’a uğramadan olmazdı, olmamalıydı. Yolumu uzattım ve Jungle Gardens‘a uğradım. Amacım Ned McIlheny’nin arkadaşının hediye ettiği budha heykeli için onca uğraş verip düzenlediği bahçeyi ve meşhur budha heykelini görmekti tabii :) biz arkadaşlarımız için çiğ tavuk yerken, başkaları bağlar bahçeler yapmaktaydı meeh :) Edward Avery (Ned) McIlheny değişik bir kişilik. Arktik kaşifi, çevreci, doğa dostu filan. Ayrıca meşhur Tabasco sosunu keşfeden adamın oğlu!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERATabasco fabrikasını gezmeye vaktim olmadı ama küçük dükkana uğrayıp son bir kez étouffée yemeden gitmek çok ayıp olacaktı :) Tabasco’nun acısıyla asıldım pedallara, hedef Pecan Island. “Pecan” yani wikipedia’nın türkçesi ile “hikori” bir ceviz türü. Tadını sorarsanız NeFiZ! Neyse efendim biraz hesaplama hatası, biraz oraya buraya uğramakla kaybettiğim zamandan ötürü Pecan Adasına vardığımda güneş batmış, son ışıklı saatler de geride kalmıştı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAPecan Adasında sadece bir tane market olduğunu öğrendim. Evsahibim “köprüyü geçince bu dükkanda beni bekle kamyonetimle gelip seni alacağım, karanlık basınca bisiklete binmeni istemiyorum” deyince ısrar etmedim. Takip ettiğim otoyol dardı ve maalesef Louisiana’nın güney batısında sürücüler pek dost canlısı değillerdi. Bir iki kez yolun dışına çıkmak zorunda kaldım :(

OLYMPUS DIGITAL CAMERAJuanita; bisikletçilerin kurtarıcısı! Couchsurfing ve warmshowers  websitelerine üye olmadan önce yoldan bisikletçi toplayıp karınlarını doyurup, evinde bakan kocaman yürekli bir dost. Mutlaka sen gelirken ayrılan David ve Hannah ile tanışmalısın ve onlarla yola devam etmelisin diye diye ertesi gün beni kamyonuyla Holly Beach’e kadar götürdü. Bu yolculukta Florida’da 10 mil, Louisiana’da ise 80 mil araçla yolculuk yapmış oldum. Burada itiraf edeyim de sonra başıma kakmayın annem!

OLYMPUS DIGITAL CAMERADavid Hollandalı, Hannah Kanadalı. Hollanda’da tanışmışlar sonra Hannah Kanada’ya geri dönmüş, David hayatımı değiştiremem derken ani bir kararla köpeği Milo’yu da alıp Kanada’ya Hannah’nın peşine gitmiş (yaz kızım “ne erkekler var aslında yoktular, bize böylesi denk gelmez”). İki sene Kanada’da beraber yaşadıktan sonra bakmışlar olacak gibi değil işyerlerini kapatıp yola koyulmuşlar. Hedefleri Paraguay! Paraguay’da çiftçi olup yerleşmek niyetindeler :)

13 Aralık Perşembe günü Holly Beach Louisiana’da şafak sökmekteydi. Bugün en sevdiğim eyalete veda etme zamanıydı :( Biraz üzgün biraz da yeni dostlar sayesinde neşeliydim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKütüphaneler, hem internet, hem sıcacık insanlar, hem de bazen sıcak kahve bulduğumuz, en sevdiğimiz mekanlar! Cameron Kütüphanesi’de hakkımızda haber yapacaktı, okumak nasip olmadı :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERALouisiana eyaletini Teksas eyaletine bağlayan 82 nolu karayolunda pedallarken yol kenarında neredeyse tamamen çürümüş timsah iskletinin başına üşüştük. Bisikletlerimizi süslemek için dişlerini, omurga kemiklerini filan alıp yola koyulduk. (koş hanım koş leşleri didikliyollamış püüüü!)

OLYMPUS DIGITAL CAMERA82 nolu karayolu Sabine Lake Causeaway Bridge adlı uzun bir köprüyle bizi Port Arthur, Teksas’a ulaştırdı. Burada hemen köprünün solunda yer alan ve bedava olan McFaddin Beach Open Camping alanında kampımızı attık. Yoldan topladığımız kaktüsü pişirmeye çalıştık, sümüklendikçe sümüklendi bir türlü embriyotik sıvıdan kurtulamayınca kaktüs yeme hevesimiz kursağımızda kaldı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOntario, Kanada’dan yola çıkan David ve Hannah’nın lastikleri iyice kabak olmuştu. Galveston’a pedallarken Hannah’nın peşpeşe lastiği patladı :( Hem Hollanda’da hem de Kanada’da bisikletli kurye olarak çalıştıklarından bir çırpıda lastik değiştirmelerine hayran oldum :) Bu arada David’in deyişiyle “use just two tools, brute force and ignorance” (sadece iki alet kullan, kaba kuvvet ve cehalet)

OLYMPUS DIGITAL CAMERALastiğinizin patlaması için ille de kabak olması gerekmiyor :( tam da “snake bite” nedir diye sormuştum ki arka tekerimin havasının indiğini fark ettim. Bir şekilde Winnie,Teksas’a vardık, bedava kamp atabileceğimiz güvenli bir yer ararken, Hannah önünden geçtiğimiz evin sahibine sormaya gitti. Yaprakları uçurup altından hikorileri toplayan adam (Kent) ve arkadaşı arka bahçeye kamp atabileceğimizi müjdelediler. Kent sağ olsun garaj/depo karışımı bir yer yapmış bahçesine içinde mutfak, tuvalet ve duş var. Hepsini kullanmamıza izin verdiği yetmezmiş gibi bir de kahvemize koyalım diye Baileys çıkarmz mı :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKent’in tasarladığı coonass elfeneri :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKent , Hannah, David ve Milo yılbaşı ağacıyla poz verdikten sonra yola koyulduk. İstikamet Galveston, Texas.OLYMPUS DIGITAL CAMERASanırım 124 nolu karayolunda yine bir su yolunu köprüyle geçerken karbonhidrat depolarını doldurduk :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

High Islands’da kısa bir mola verdik. Meksika Körfezini seyrettik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Crystal Beach, Texas’ta sahilde bedava kamp alanımız!

OLYMPUS DIGITAL CAMERADavid ve Hannah’nın maceralarını buradan takip edebilirsiniz. http://thefreelife.weebly.com/. Gezginler birbirlerine çok şey katıyorlar, bu dostlarımla beraber hep “bedava” kamp yaptık. Halka açık kamp alanlarını veya kamp yapılacak uygun yerleri tercih ettik. Ayrıca yiyecek konusunda da doğadan bulduğumuz “bedava” yemiş, meyve ve otları kullandık. Bir de şimdi size tuhaf gelecek ama süpermarketlerin çöplerinden yiyecek topladık. “Dumpster diving” in tam da türkçe bir karşılığı yok ancak şöyle özetleyebilirim; “süper” marketlerin “süper” müşterilerine layık olmayan bir takım gıdalar/eşyalar çöpe atılır, bizim gibiler bu gıdaları/eşyaları çöpten geri kazanır. Bu arada walmart gibi dev marketler ise çöplerini hayvan yemi olarak sattığından dolayı çöplerini; çöp sıkıştırıcısı, kilit ve kamera kullanarak güvenlik altına almıştır. Bir şirketin çalıştırdığı işçiye yeterli maaş vermeyip, çöpüne bu kadar güvenlik yatırımı yapması bence herkes tarafından sorgulanmalı :( Ümitsizliğe kapılmayın Walmart’tan geri kazandığımız 5 adet soğan ve bir de hazır çorba var!

OLYMPUS DIGITAL CAMERAGalveston’a gitmek için bindiğimiz arabalı vapurdan bizi takip eden fırtına günün geri kalanında ıslanacağımızın garantisiydi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAGalveston’da yağmurun altında bisiklete binerken Doug ve eşi araçlarıyla durup kalacak yere ihtiyacımız olup olmadığını sordu ve bizi evlerine davet etti. Hepberaber yemek yedik, bira içtik, hatta çamaşırlarımızı yıkadık. Çadır kurmaktansa garajda uyumayı tercih ettik :) Milo tüfek sesinden korkup çadırlarının tül kapısında bir delik açmış. Hannah ve David’de firmaya tamir kiti için mesaj atmış. Eureka Kanada ve Eureka ABD tamamen farklı firmalar olmasına rağmen ABD’deki firma yeni çadır, uyku tulumu, mat ve el feneri göndererek kendilerine sponsor olmayı tercih etmiş :) Paketi Galveston’dan teslim alacakken paketin Houstan’dan alınması gerektiğini öğrendik. Doug sağ olsun bizi arabasıyla Houstan’a kadar götürüp getirdi. Aynı gün öğleden sonra yola koyulduk ancak pek uzaklaşamadan kamp atmaya karar verdik. Bu arada couchsurfing’de bizi misafir edecek Cameron’a da gerisin geriye bisiklete binmektense az da olsa ilerlemeyi tercih ettik istersen sen bize katıl diye mesaj attık. Kamp yapmayı düşündüğümüz plajın eyalet parkına baktığını keşfedince park görevlisine danışmaya gittik. Yatağın solundan kalkmış, güzelim parkta çalışmasına rağmen sinire kesmiş görevli kadın “bu adada bedava kamp yeri yok, gelen herkes planını ona göre yapar, ya adadan gidin ya da otele yerleşin” şeklinde çemkirince plaja gelmeden önce gördüğümüz itfaiye binasına gitmeye karar verdik. İtfaiye eri maalesef bizi misafir edemeyeceğimizi ancak binadan bakınca gördüğümüz küçük göletin kimseye ait olmadığını ve güvenli bir şekilde kamp atabileceğimizi söyleyince sevinçle göle doğru pedalladık. Nefis bir gün batımında neşeyle çadırlarımızı kurduk. David ve Hannah’nın neşesi Eureka’dan gelen erken yeni yıl hediyeleriyle ikiye katlanmıştı. Akşamüstü couchsurfing’den Cameron’da bir karton birayla aramıza katıldı :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERAGalveston’dan ayrılıp Jamaica Beach dolaylarında, Hannah köşedeki ufak bir dükkanın çöpünde 11 tane hiç açılmamış bira bulunca bu nefis manzarada erkenden öğle molası verdik!

OLYMPUS DIGITAL CAMERABu bölgede suyun kaynatılmadan içilmemeis uyarısıyla karşılaştık :( Surfside Beach İdare Binasında su arıtıcısı ve çeşme olduğunu öğrendik ancak bulunduğumuz alanda kamp yasağı vardı. Bir polis memuru bir kaç mil geriye gidersek ilk halk plajı giriş tabelasını takip edip plajda kamp atabileceğimizi söyleyince sularımızı doldurup kamp alanına doğru pedalladık. Yine harika bir gün batımı ve yine harika bir kamp alanı :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERABrazoria, Teksas benim için vejetaryenliğin derin yaralar aldığı yer oldu! Rüzgara karşı pedallamıştık, yorgunduk ve tabii her zaman olduğu gibi açtık. Kütüphanede e-posta kontrolü, bizi misafir edecek evsahibi bulma ümidiyle mola verdik. Dışarda Milo ile oturan David ile muhabbete başlayan kütüphane müdiresi bizi öğlen hazırladıkları “potluck” (herkesin evde bir şeyler hazırlayıp getirdiği yemek) yemeğine davet etti. Nefis bir fasulye, tavuk, bir dolu kurabiye, minik kekler offf. O kadar açtım ki fasulye yetmedi tavuk kızartması yedim! Bir de üzerine kahve makinasını kullanma izni alınca değmeyin keyfimize :) Kütüphane müdiresi bizi Dr. Hosack ile tanıştırdı. “siz buranın yerlisisiniz nerede kamp yapabiliriz acaba?” diye sorunca “menejerime bir danışayım” diyerek izin istedi. İki dakika sonra bize rüya gibi bir yer olan Roses and The River‘ın adresini tarif etti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERANehir kıyısında bu güzelim bahçede kamp attık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA Dick ve Marie Jo Hosack ve torunları ile nefis bir akşam yemeği yedik. Marie Jo bu evi satılıkken dolaştıktan sonra rüyasında bu evi otel olarak işlettiğini, yatak çarşaflarını değiştirdiğini vs görmüş ve sabırla evi satın almak için uğraşmış sonunda da rüyasını gerçekleştirmiş :) Sabahleyin bizi diğer müşterilerinden ayırmadan süper bir kahvaltı ile uğurladılar.

Brazoria’dan dehşet bir rüzgarla yola çıktık. Yüzümüze yüzümüze esen, bisikleti yola savuran saatte 30 kilometrelik rüzgara karşı pedallamaktan bitap düşmüştük. FM 521’i takip edip 35 nolu karayoluyla Palacios’a varmaya çalışıyorduk. Neyse ki 35 nolu karayolunda rüzgarı arkamıza almıştık ve çok kısa bir sürede küçük şehre girdik, bütün süpermarket çöplerini dolaştık. Bir tanesinde bir sürü sebze bulduk. Hava kararmaya yakın şehrin dışına doğru pedallamaya başlamıştık. RV parklar bisikletçileri kabul etmiyorlardı ancak bir soralım dedik bu sefer de soracak kimseyi bulamadık. RV parka gelmeden plajda kamp yapmaya karar verdik. Ancak gelgit yaşandığı için epey geriye kamp atmamız gerekiyordu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYine muhteşem bir gün batımı, yine muhteşem bir kamp alanı :) Kabağa benzer değişik bir sebze bulmuştuk, soğanla kavurup spagettimize ekleyince pişman olmayacağımız nefis bir yemek yedik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAPort Lavaca, kamp alanımız ve el Gringo David! Keyfimiz yerindeydi. Ertesi gün Rockport’a pedallarken yine rüzgara karşıydık, yol kenarında öğlen molası verdik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERARockport’a vardığımızda David ve Hannah’ya “pastanelere hiç yiyecek sordunuz mu?” dedim. Sormamışlardı. Rockport pastanesine girip “merhaba, bugün satışa sunmayacağınız ve atacağınız ürünleriniz var mı? Bunları bize verebilir misiniz?” dedim. Sonuçta kötü olduğundan değil, belli bir sürede satılmazsa bayat kabul edileceğinden ancak biz alıp eve götürsek zaten bir haftada tüketeceğimiz yiyeceklerden bahsediyorum. Sorduğum kişi bizden izin isteyip mutfağa gitti. Elinde koca bir tepsi şeker kaplı hamur tatlısıyla döndü. Bunları poşete koyarken “hepsini yiyebilecek misiniz?” diye sordu. Gözlerimiz parlayarak evet deyince yine mutfağa doğru gözden kayboldu bu sefer bir tepsi dolusu tarçınlı çörekle döndü. Üçüncü gidişinde ise kocaman taze ekler benzeri içi krema üstü çukulata kaplı tatlı tepsisiyle geldi. Akşama tatlı ziyafeti vardı! Rockport Bakery rocks!

Çöpten fazla bir şey bulamadık, hemen hepsi ya kilitliydi veya çöp sıkıştırıcısı kullanıyordu. Dolayısıyla marketten alışveriş yapmak zorunda kaldık :( Yine hangisi en ucuz diye karşılaştırma yaparak tabii. Fazla uzaklaşmadan yeni açılan bisiklet yolunun karşı kıyısında kampımızı attık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAErtesi gün Rockport’tan Mustang Island’a kadar pedalladık yine şehrin çıkışında çitle çevrilmemiş ve giriş yasaktır tabelası bulunmayan satılık arazide kamp attık. Rüzgar akşamüstü korkunçtu, çadırımı David yardım etmese kuramayacaktım. Yerdeki dikenlerden kaçayım diye epey kumluk bir alanı tercih ettim ama kum çok kuruydu, çadırı bir türlü sabitleyemedim. Sonra da tembellik edip sadece kazıkları söküp dikenli tarafa sürüdüm, rüzgardan çadırın kazıklarını bir türlü takamadım. Neyse ki, David yardımıma koştu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA24 Aralık güneşli bir günde, hem de Christmas arefesinde Corpus Christi’ye vardık. Bir iki dumpster divingden sonra Bay Area Bicycles isimli bisiklet dükkanına uğradık. İlk bakışta tamirciden çok sadece bisiklet satan gıcık bisiklet dükkanlarına benzese de çalışanlar son derece ilgiliydi. Çantamda hiç kullanmadığım yedek dış lastiği, zincir ile takas edip edemeyeceğimi sorduğumda dükkan sahibi Tom tereddüt etmeden kabul etti! Fiyatları aynı olan ürünleri değiş tokuş ettik ve 5 kuruş para ödemedim. Corpus Christi’den nasıl çıkacağımızı google maps üzerinden tarif etti. Yola koyulduk derken 1 bilemedin 2 kilometre sonra David’in Milo’yu ve eşyaları taşıdığı treylerin sağ tekerleğinin aksı kırıldı! Neyseki elimizde Tom’un kartı vardı belki kapatmamışlardır ümidiyle telefon ettik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERABay Area Bicycles‘ın sahibi Tom “bekleyin geliyorum sizi alacağım” dedi. Arabasıyla gelip David, Milo, bisiklet ve treyleri aldı. Biz de Hannah ile bisikletlerimze atlayıp dükkana döndük. Kısa sürede uygun tekerlek ve aksı bulup yola koyulmamıza yardımcı oldular.

OLYMPUS DIGITAL CAMERACorpus Christi’nin dışında yol kenarında terkedilmiş bir evin arkasında kamp attık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAWohooo! Hannah bir yerlerden tumbleweed bulmuştu. Fotoğrafta sağ köşede görünen çalı. Spagetti western tutkunları bilir, terkedilmiş kasabalarda genelde terkedilmişliği ve kuraklığı vurgulamak için rüzgarda savrulan tumbleweed kullanılır.

OLYMPUS DIGITAL CAMERACorpus Christi’nin hemen dışında 45 nolu kasaba yolunda kamp atmıştık. Ertesi gün aynı yolu takip ederek Chapman Ranch’e oradan da 70 nolu karayoluna dönerek Bishop’a varmayı planlıyorduk. Uçsuz bucaksız tarlalar ve yine yüzümüze esen rüzgarda pedallarken inanılmaz yorulduk. Rüzgardan sakınıp biraz enerji toplamak için terkedilmiş bir binada mola verdik. Her yer minik kafatasları ve kemik doluydu. Sanırım baykuşların avlanıp toplandığı bir yerdi.

Yol kenarında balkabağı bulan David bir kısmını kesip yanına almıştı. Çöpten bulduğumuz henüz tarihi geçmemiş ancak etiketi olmayan tenekeyi açtığımızda içinden krema çıkmasın mı :) tam da ihtiyacımız olan şey. Kremalı balkabağı çorbası nefisti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA25 Aralık 2012 Christmas günü resmen götümüzden soluyarak Bishop’a vardık. Minicik olan şehirde incin top oynamaktaydı. İsa’nın doğumu nedeniyle tüm dükkanlar kapalıydı, çöpte de alacak bir şey yoktu. Rüzgardan canımız sıkkın ve yorgun olmamıza rağmen yine de moralimizi yüksek tutuyroduk. Amaan şurada da polis karakolu var burada da itfaiye kesin izin verirler kamp atmamıza belki Christmas yemeğine filan davet ediliriz diye düşünerek Hannah ile karakola girdik. Görevli memureye derdimizi anlattık. Karşılığında uyuz uyuz cevaplar alınca rica minnet görevli memuru aramasını istedik. Telsizle görevli memura ulaşıp “there are three subjects here, two females and one male” şeklinde konuşunca içimden “subject” ne diye bağırasım geldi. Görevli memur cevaben kamp kuracak yer yok Kingsville’e gitsinler dediğinde ise kendimi tutamadım, “Kasabanız hiç misafir perver değil, ne biçim insanlarsınız, bisikletle seyahat ediyoruz, hem yolcuyuz hem de motor. Yüzümüze esen rüzgardan perişanız, çok yorulduk, hava karardı ve bisiklete binmemiz imkanzsız ve tehlikeli siz bize gidin diyorsunuz” diye resmen polise çemkirdim. Bir anda görevli kadın sanki bizi ilk kez görüyormuşçasına baktı, biraz insana dönüştü. “Bari itfaiyenin bahçesinde kamp atabilir miyiz” diye Hannah sorunca itfaiye şefini arayıp durumu izah etti. “Kamp atabilirler ama kamyonlara dokunmasınlar” diyen şeften izni koparmıştık. Ertesi sabah ilk işim kamyonlara dokunmak oldu! Teşekkürler Bishop Gönüllü İtfaiyesi, kamyonlarınıza dokandım!

Bishop’tan sonra hedefimiz Kingsville’di. Tatil nedeniyle dükkanlar kapalıydı. Yine ufak bir pastahene buldum ve atılacak yiyecek olup olmadığını sordum. Maalesef bu sefer elim boş çıktım. Az ötedeki pastanenin çöpündeyse tertemiz poşete konmuş donutları bulunca moralimiz yerine geldi. Kingsville bizim için ana duraktı ve buradan Riviera’ya kadar pek bi şey yoktu. Riviera’da pek büyük bir şehir değildi. Esas macera ise Raymondville’a kadar önümüzde yaklaşık 70 millik bir hiçlik olmasıydı. Neyse Kingsville’de markete uğrayıp alışveriş yapmaya karar verdik, yine en ucuzundan bir şeyler aldık. Sularımızı doldurduk. Günlerdir taşıdığım iki kavanoz balı marketin önünde sohbet ettiğimiz şimdi adını hatırlayamadığım adama ve arkadaşına hediye ettik. Aracını takip ederek kütüphaneye kadar gitmemizi sağladı. Kingsville kütüphanesi kapalı olmasına rağmen dışarıda oturacak yer ve prizler vardı. elektronik neyimiz var neyimiz yok taktık fişe. Kalan donutları mideye indirip, e-postalarımızı facebooku filan kontrol ederken, David ben bi warmshowers’a bakayım bizi misafir edecek birisi var mı diyerekten Riviera’da bizi misafir edebilecek birini buldu. Hem e-posta attık, hem de telefon edip mesaj bıraktık. Daha 10 dakika geçmemiştiki, telefonum çaldı! Pılımızı pırtımızı toplayıp, asıldık pedallara, hedefimiz Riviera, Teksastı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bizi misafir eden Keith aslen Kanadalı yaklaşık 15 senedir Riviera, Teksas’ta çalışıp, yaşıyor. Böylece Teksas’ta Kanada misafirperverliğini yaşamış olduk. Kendisi ameliyathane hemşiresi olduğundan ertesi gün peşpeşe doğumlar yüzünden işten erken gelemeyince en az kendisi kadar misafirperver ve dost canlısı arkadaşı Diego bizlere nefiZ bir ziyafet hazırladı. Mangalda o akşam yok yoktu diyebilirim. Hatta kalanlarla bir sonraki gün bile kendimize ziyafet çektik.OLYMPUS DIGITAL CAMERARiviera’da gün batımı olağanüstü güzeldi. Temizlenmiş, dinlenmiş ve süper bir dost edinmiştik. Yola çıkmaya hazırdık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA29 Aralık 2012’de bisikletlerimizi yükleyip Keith’e veda ettik. Hedefimiz San Benito Teksastı, bizi misafir edecek bir evsahibi bulmuştuk. Ancak lastikleri şişirelim, patlakalrı tamir edelim derken öğlen olmuştu dolayısıyla Hwy 77 üzerinde köprü altına kamp atmaya karar verdik.

OLYMPUS DIGITAL CAMERABizde yalan yok a dostlar gördüğünüz gibi çöl geçmedik ama 60 mil boyunca benzin istasyonu bile olmayan yolda pedalladık. En üzünçlüsü ise araba çarptığı için yolda iki seksen yatan oselot (ocelot) görmek oldu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA3o ve 31 Aralık akşamı Richard’ın misafiri olduk. Yine alınacak paketlerimiz vardı. Sağolsun bizi Brownsville’e kadar götürdü ama 15 dakika ile postaneyi kaçırdık, yılbaşı nedeniyle 2 Ocak 2013’e kadar kapatmışlardı.

1 Ocak 2013 salı sabahı kendisine veda edip couchsurfing’den bulduğumuz evsahibimizin şehri Brownsville doğru yola çıktık.

23 Temmuz 2012’de uçak biletimi alıp New York’a uçmamla başlayan seyahatimde neredeyse 5 ayı devirmiştim. Geride kalan hayatımı düşündüm, herkes ne zaman döneceğimi soruyordu. Cevap veremiyorum dostlar çünkü ben de bilmiyorum. Yol insanı değiştiriyor. Gezgin olmak insanı değiştiriyor. Dönsem dönebilir miyim onu da bilemiyorum. Dönsem ben yine aynı ben olabilir miyim? Bunlar hep afaki sorular, hep çalışmadığım yerden gelen sorular. Mayalar yanılmıştı, dünya güneşin etrafında dönmeye devam ediyordu. Bütün gezegenler işinde gücündeydi. 31 aralık 2012’de insanlar eğlencenin dibine vururken ben sessiz sakin dinleniyordum. Her günüm değişik macera ve bilinmezlikle doluydu. Bunu tek bir güne sıkıştırmak ne kadar anlamsızdı. Ya da tek bir güne bu kadar anlam yüklemek doğru muydu?

Hannah ve David Meksika’ya varınca çok hızlı bisiklete bineceklerini söylemişlerdi, zaten son günlerde benden çok daha hızlı gittiklerinden ve arkada mutsuz olduğumdan dolayı yola yalnız devam edecektim.

1 Ocak 2013 tarihinde bisikletle çıktığım macerada 80 gün olmuştu. 80 gün ve 2500 kilometrenin üzerinde yol katetmiştim. Daha gidecek bir dolu yol ve yaşanacak bir dolu macera vardı.

Merak edenler için gelsin şu an Guadalajara, Meksika’dayım yemekler ve insanlar şahane :) yarın tekila nasıl yapılır öğreneceğim.

This entry was posted in bisiklet and tagged , , , , , . Bookmark the permalink.

15 Responses to 77 günlük bisiklet macerasının özeti II

  1. Bir önceki yazıda bıraktığım yorumda yazdıkların ve paylaştıkların için teşekkür etmeyi atlamışım, bu yazının yorumlarına ekleyelim eksik kalmasın. Hep gezmeye, hep yazmaya devam et.
    Sevgi ve ışıkla kal…

  2. Elif merhaba,
    Biz Güneydoğu Asya Turu’nda: Tayland, Laos ya da Kamboçya’da bir yerdeyken Gürkan Genç vasıtasıyla öğrendik senin de başka bri kıtada pedalladığını! Sevindik tabi! Bisiklet Gezgini sayısı artıyor! : )) Yazdıklarını gülümseyerek okudum: o sert rüzgarlar, kalacak yer aramalar, yemek aramalar… Zorluklargibi görünse de: şimdi İstanbul’dayız ve tekrar yola düşmek için sabırsızlanıyoruz. Yolun açık olsun! Güney Amerika’nın ucunu görmeden dönme! :)

    • nuzerel says:

      Seçil ben de Gürkan sayesinde keşfettim sizleri, çok mutlu oldum. en kısa zamanda yeni serüvenler diliyorum :) Nereye gidiyorsun diye soruyorlar, yolda ezilmezsem Şili’ye gidiyorum diyorum. Eee niye Şili diyorlar. Penguenlere merhaba deyip döneceğim diye cevap veriyorum ^_^

  3. Eray says:

    Harika gerçekten. Türkiye’de ne kadar yapılır bu şeyler bilmiyorum ama yalnız da olsam bir gün denemeyi düşünüyorum.

    • nuzerel says:

      ne gibi şeyler? bisiklet turu kesinlikle yapabilirsin. trafik konusunda tabii dikkatli olman gerek, özellikle kalabalık yollarda. çöpten beslenme konusunda semt pazarlarının kapanışında atılacak ve iyi konumda olan sebze ve meyveleri isteyerek başlayabilirsin bence çöpe gitmeden “bedava” alma şansın çok yüksek ;)

  4. Ahmet Bom says:

    Güzel ve akıcı yazmaya devam ediyorsun. Bilmediğim şeyleri de öğreniyorum. Bu kısım Texas ile ilgili olduğu için daha bir dikkatli okudum.
    O tumbleweed’ler çok komik geliyor bana. Bir kere arazide supervisor toplantı yaparken lap diye gelip aramıza girmişti. :)
    Ayrıca kendi kendine giden top gibi bir şey olunca da ilginç gelmişti bana.
    Seni misafir edemediğime üzüldüm ama ben ters yerdeyim ondan oldu diyelim, Gezini dikkatle takip etmeye devam edeceğim.
    Bu arada David ile Hannah’yı da takip listeme ekledim.

  5. Murat KARA says:

    Gezi yazılarınızı büyük bir heyecanla okudum. Resimlere dalıp oralara gittim dolastım sayenizde. Yolculuklarınızın ve tabii ki yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Kazasız ve bol pedallı günler dilerim.

  6. Merhaba :))

    Her turcunun günlükleri gibi seninkilerini de okuyunca yol hasretim arttı.Bir an önce şu üniversite kapansada çıksam gitsem diye bekliyorum. Cemal hocamın sayfasında gördüm yazılarını.Tebrik ediyorum.Yazın ben de 70 gün 3200 km gibi bir turun planlarını yapıyorum.Şuan hazırlık sürecindeyim.Bol pedallar

  7. K.Savas ISIK (PEDAL YOLCULARI) says:

    selam,kitap gibi yazmissin,pedalina kuvvet…

  8. Begüm says:

    Eline sağlık, pedalına kuvvet, ruhuna daha nice güzellikler :)
    “Dumpster diving” terimini sayende öğrendim. Henüz hiç uzun bisiklet turuna çıkmadım ama işimi görecek bir sürü ipucu topladım yazından.
    Yazmaya devam et. Belki tekila tarifini de paylaşırsın, ne dersin? :)
    Sevgiler…

    • nuzerel says:

      Begüm ben duymuştum tecrübe etmek nasip olmamıştı. şimdi bi şeye para verip alırken acaba çöpten bulabilir miyim diye düşünüyorum ve hatta parayla alışveriş yapmak çok canımı sıkıyor :) bisiklet turu kısa/uzun çok keyifli, acısı bile keyifli abartmıyorum. böyle yollarda giderken kendimi şapşal şapşal sırıtırken yakalıyorum. güzel dileklerin için teşekkürler

      elif

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s