Cuba; Tirinidad, Sancti Spiritus, Remedios ve La Habana’ya dönüş

Topes de Collantes rotasından zorlu inişi kah bisikleti iterek kah binerek bitirdikten sonra yolun kalan kısmını kazasız belasız atlatıp şahane, güneşli bir günde Tirinidad şehrine girdim. 1988’den beri UNESCO Dünya Mirası olarak koruma altında olan minik bir kent burası. Continue reading

Posted in bisiklet, gezmecilik | Tagged , , , , , | 2 Comments

Cuba, Topes de Collantes!

OLYMPUS DIGITAL CAMERASabah kahvenızı nasıl alırdınız? Şurup şişesiyle. Cienfuegos’tan şahane bir günde sabahın ilk ışıklarıyla ayrıldığımdan sabah 8:00 gibi kahvaltı ve tabii ki kahve molası verdim.

Küba’da şehirler karmaşık yerleşkeler değil giriş ve çıkışlar oldukça kolay. Trafiğin de diğer ülkelere nazaran seyrek olduğunu söyleyebilirim. Ana yolu takip ederek Palmira, Cruces ve Ranchuela’dan sonra kısa süreliğine otobana girdim ama sıcakta o kısa süre hiç bitmeyecekmiş gibi gelmeye başladı. Sanki pedal çevirsem bile bir yere varamıyordum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAŞehirlerin arası alabildiğine uzanan yollar, çok sık aralıklarla benzinci bulmak sorun ama hemen hemen her yolda yiyecek içecek satan, olmadı kendi yemeğinden sizinle paylaşacak birilerini bulmak mümkün. Yine de su konusunda temkinli olup, en az ekstra iki üç litre su taşımak gerek.

Şu ana kadar pedalladığım en temiz ülkelerden birisi Küba’ydı. Bir kere her sabah ‘aha bu sabah erkenciyim’ dediğim saatte mutlaka evinin önüyle, bahçesiyle ilgilenen, temizleyenler veya en azından yoldaki bitkileri kesip düzenleyen yol işçileri ile karşılaştım. Hemen her şeyi yukarıda gördüğümüz şurup şişesi gibi, yeniden farklı amaçla kullanıma soktukları için etrafa atılacak çöp sayısı otomatikman düştüğünden yollarda daha az cam kırığına rastladım.  Yollarda yaptığım tespite göre bugünkü insanlık geleceğin bokunda boğulacak! Neden derseniz sorunun cevabı çocuk bezi. Kullanımı kolay bu garabet çocuk bezlerinin topluca yol kenarına atılmasına özellikle Meksika’da sahit oldum. Eh malum Küba’da çocuk bezi, hijyen ped ortalama bir Kübalı için pahalı, aşırı tüketilmediğinden dolayı da yollarda bu tarz çöplere rastlamadım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERASanta Clara şehrini ziyaret etmemin en büyük nedenlerinden biri Che Guevara anısına yapılmış anıt mezar ve özel eşyaları, hakkında haberler ve fotoğraflardan oluşan müzeyi ziyaret etmekti.

Şehre yaklaştığım sırada yerde tanıdık bir şekil belirmeye başladı. Taşlardan hazırlanmış bir Che portresi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA1959 yılında Küba, daha önce hükümet hakkında hiç bir pratik deneyimi olmayan bir grup genç devrimci tarafından ele geçirilmişti. Öncenin işçisi, köylüsü, meslek erbabı, entelektüeli, idealistiydiler, Che ise içlerindeki en ateşli idealistti. ‘Yeni İnsanı’ (El hombre nuevo) geliştirmeyi aklına koymuştu. Bu ‘Yeni İnsan’ materyalist kazanım yerine başkalarına yardım etmenin mutluluğu ve adil bir toplum inşa etme özverisi ile motive olacaktı. ‘Yeni İnsanı’ yaratmak için ise bilincin değiştirilmesi şarttı, bu da ancak eğitim ile mümkündü. Che’nin girişimiyle başlayan tutumları yeniden şekillendirme çabası en azından üç nesildir devam etmekte.

Küba’da eğitim (okur yazar oranı %97) ve Latin America Medical School of Science (Latin Amerika Tıp Okulu) en azından devrimin inkar edilemeyen başarılarındandır. ‘Yeni İnsanı’ yaratmak için harcanan çabanın işaretlerini ise reklam panolarında, gazete ve televizyonlarda hala görmek mümkün.

Che – Tu ejemplo vive, tus ideas perduran! Che – Suretin yaşıyor, fikirlerin ise kalıcı!

Bunlardan herhangi birinin gerçekten etkisi var mı? Kübalıların değerleri önemli ölçüde diğer toplumlardan farklı mı? Zor bir soru, bence cevabı ise büyük olasılıkla evet. Bazı Kübalıların kuzey amerika tüketim toplumuna özenmesi ve mutsuz olması dışında pek çoğu hala ülkesi için fedakarlığa gönülden razı. Kanıtı ise doktorların taksi şöförlüğü yerine aylık 30 dolara hala hastanelerde görev yapması, öğretmenlerin işi gücü bırakıp turizm sektörüne yönelmemesi ve hala öğretmenlik yapması, dükkanların, toplu taşımanın ve üretimin hala devam etmesi. Sovyetler Birliğinin çökmesi ile 90’lı yıllarda başka toplumları isyana sürükleyecek ‘özel dönemin’ en ağır şartlarında bile insanlar sakinliğini korumuş. Ve bu hükümetin insanları güderek itaatkar koyunlara çevirmesinden de kaynaklanmıyor.

Bence Kübalıların olağanüstü hallerde birarada kalması, bir nebze de olsa Che’nin disiplin ve fedakarlık ideallerinin mayasının tutmuş olmasıdır. ‘Yeni İnsan’ın Küba’da mutlu mesut yaşadığını iddia edemem çünkü kaynak yönetimi oldukça zayıf (insanların aldığı eğitim kalitesinde iş bulmaları çok zor – yeni iş sahası açmak ambargodan dolayı çok zor) ancak Che’nin fotoğrafları halen panolarda ve insanların evlerinin duvarlarında nedeniyse insanlar hala onun ideallerine ulaşmaya gayret ediyorlar.

Queremos que sean como el Che! Biz Che gibi olmak istiyoruz!

Anıt mezar devasa geniş bir alanda önünde kocaman bir park ve sanırım tören alanı var. Müze ise aşağıdaki fotoğrafta soldaki yapı. Öndeki alanda yerdeki mozaikler Che’nin ideallerinden birini sembolize ediyor – tüm dünya ulusları ve ırkları dünyanın etrafında elele

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAEh o kadar buralara gelip de özçekim yapmamak imkansız.

Sıcakta bayılayazdığıma değdi doğrusu

OLYMPUS DIGITAL CAMERABu arada şunu da söylemeden geçmeyeyim en fazla kafamın karıştığı, polisinden dükkan sahibine herkesin kafasının karıştığı Santa Clara’da Martha’nın evini bulacağım diye deli danalar gibi bir oraya bir buraya bisikletle dolanmaktan bitap düştüm. Tam o sırada otobüs garına yakın yerde çalışan genç bir kadın sağ olsun kalacağım yere kadar benimle birlikte yürüdü.

Yolu öğrenene kadar sıkıntı çektim ama öğrendikten sonrası kolay :) Bisikletle bir kaç tur attım. Bir gece kalacağıma iki gece kalıp hem şehri gezdim hem de dinlendim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAİkinci kattaki bisiklete dikkat :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERADevrim sırasında Castro ve yoldaşlarının kazanması Amerikan destekli Batista’nın yardım ikmalinin kesilmesine bağlıydı.  Che ve grubunun Santa Clara’da Batısta’ya asker ve mühimmat yardımı götüren treni raydan çıkarması bir bakıma savaşı kazanmalarını sağlamış. Tam da trenin raydan çıkarıldığı noktayı açık hava müzesi haline getirmişler. OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERASanta Clara’da diğer bir önemli Che heykeli ise parti binasının önündeki bu heykel ‘El Che de los niños’ Heykelin üzerinde bir sürü semboller var bildiklerimi aktarmaya çalışayım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERASağ omzunda keçinin üzerinde ‘amerindian’ amerikalı yerli ; Che’nin hikayesini kucağındaki çocuğa anlatmasını sembolize ediyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAPaçalarının birinde arkadaşı Alberto Granados ile amerika kıtasında çıktığı motorsiklet yolculuğunu temsilen bir mtorsiklet vardı.OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAMaalesef göğsünün sağ tarafındaki içine kıvrılmış adam ve sol yanındaki at kuyruklu kız hakkında ve de kucağındaki çocuğun elindekinin ne olduğuna dair hiç bir fikrim yok.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKemer tokasında da birlikte devrim için çarpıştığı askeri birliği bulunmakta

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERASanta Clara’dan da günün ilk ışıklarıyla ayrıldım. Kafam hala karışıktı. Bir yanım kendimi gazlayarak Topes de collantes rotasına girsene derken diğer yanım ya yürü işte sakin sakin diğer rotadan git diyordu.

En sonunda isyankar taraf kazandı ve Topes de collantes rotasına girdim. Bu rota ile Kübadaki en zorlu ikinci dağ silsilesini geçecektim. Hemen önümde önceki gün parkta gördüğüm cüzdanı kalın bisikleti hafif turcuya rastlayınca sevindim. Nereden baksan yolu paylaşmak güzeldi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERAHaritalar ile yol tabelalarının bibirini tutmadığı rotalardan biri daha. Haritalara göre 80 km tabelaya göre 54 km.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERATırmanış başlamadan evvel çekilen fotolar :) rampa esnasında fotoğraf çekecek gücüm olmadı maalesef, yolun büyük kısmı beton ve hava şartlarıyla birlikte epey bozulmuş drumda.OLYMPUS DIGITAL CAMERATropikal armut molasıOLYMPUS DIGITAL CAMERATekrar asfaltın başlamasıyla keyfim yerine geldi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERATopes de Collantes – mirador yani bakacak noktası, manzara nefis

OLYMPUS DIGITAL CAMERAŞu manzarada nereden nasıl insanların varlıklarına konu geldi hiç bilmiyorum ama beraber bisiklete bindiğim adam baktım yatım var katım var mercedes arabam var şu kadar vergi ödüyorum ancak şu kadar zaman kullanabiliyorum filan diyerek iyice can sıkıcı olmaya başladı. Kime neyin havasını atıyorsun anlamadım ki! Nasıl sinirlendim kelimeler yetmez! ‘benim de şu bisiklet ve üzerindekilerden başka hiç bir şeyim yok, yetiyor da artıyor bile’ diyebildim sadece. Allahtan hızlarımız farklı da çenesini çekmek zorunda kalmadan usul usul rampa çıkmaya devam ettim. İş bisiklette veya tur yapmakla bitmiyor. Aha benim kafadan biri dediğiniz kişi sizin kilometrelerce uzağınıza düşebiliyor. Dolayısıyla yol arkadaşı seçerken dikkatli olmak lazım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAYağmura yakalanmadan sonunda kalacak bir yere vardık. Ertesi gün ise paso iniş ancak bir sene önce geçirdiğim kazadan dolayı inanılmaz temkinli ve yavaşım hatta bazı inişlerde inip bisikletle yürümeyi bile tercih ettim. Eh bu da uyuz yol arkadaşımın basıp gitmesi ve de benim kurtulmama vesile oldu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERASert inişten hemen önce yine bir mirador – bacak noktasından manzara

OLYMPUS DIGITAL CAMERAŞurada neden panaromik fotoğraf çekmemişim ben bile şaşırdım, yol aynenböyle neredeyse u şeklinde kapanıp yukarı doğru devam ediyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAChiapas dağlarından sonrası yalan neresi olursa çıkar inerim demiştim. Büyük konuşmamak lazımmış. Topes de Collantes Küba’da size kendinizi, gücünüzü sınayacağınız fotoğraf kaesine sığmayan bir güzellik vaadediyor. Zor mu? zor. Güzel mi? Çok güzel.

Anlat anlat bitmez Küba yazılarının devamında görüşmek üzere

Posted in bisiklet, gezmecilik | Tagged , , , , | 1 Comment

Cuba, mi amor!

Sevgili Günlük,

Nerede kalmıştık? Küba diyordun en son bilmem kaç ay önce hemen yazıcam filan :/ Ayyh ivit Küba, canımın içi, ay balam Küba <3 hee. Ya tamam be, anlatıyorum. Bunun üzerine de bi ay geçer artık. Anlatıyorum dedim ya işte.

Küba cennet mi? kimine göre, cehennem mi? duruma göre. 30 gün adayı, ülkeyi, insanını tanımak için imkansız ama verilen süre bu kadar (uzatmak çok kolay ancak dönüş biletini baştan karar verip bir aylık almak ise benim salaklığım)

Havasından mı suyundan mı bilemeyeceğim ama şurup gibi bir şey Küba; içerken çok şekerli dedirten ama içtikçe de içesi gelinen bir şurup.

Şimdi bir takım parasal ve mühim mevzuları yazayım unutmadan

  1. İki para birimi var birincisi turist parası CUC yani başka bir paraya çevrilebilir peso. Değeri 1 CUC = 1 USD
  2. Diğer para birimi CUP veya MN (Moneda National) yani ulusal para. başka bir paraya çerilmiyor, ulaşması kolay harcaması da sorun değil. Değeri ise 1 MN = 0.04 USD ya da        1 USD = 25 MN
  3. Müze ve benzeri binaları gezerken hep bir yok deve nebçim kazıklıyorlar diye hissetmeniz normal (misal kübalıya 5 MN olan sana 5 USD) ama tavsiyem bi sakinleşmeniz. Derin nefes almanız ve bu fiyat ikilemi yokmuş gibi bütçenizi bir yoklayın. Çünkü bu fiyat ikilemi aslında hemen her yerde bazen ikilem de yok bariz pahalı. Yani demem o ki bazı şeylerden vazgeçmek ya da bazı yerlere girmek için ödediğiniz bedeli diğer ülkeler ile özellikle en yakındaki Meksika, Belize ve Guatemala ile yapınca adamlar ne kadar kazıklasa da aslında diğer ülkelerin yanında fiyatlar gayet makul kalıyor.
  4. Avrupanın ufak bir yerleşkesinden ilk kez yurduma gelen tomicik, peynir beyazı (hanım gel ırkçılığa başladı yine bu) hanım kızımızla hemen hemen aynı hissiyatı yaşadım. Hanımlar sakin! Kübalı erkeklerin hepsi ilah değil ama yakışıklı çok (misal kahve hazırlayan beyefendi). Bir de kapıdan çıkar çıkmaz başlayan iltifat yağmuru, evlilik teklifleri vs. yani demem o ki “14 yaşında Essexli Laura 19 yaşında Antalyalı Cemil’e vardı” haberlerini sorgulamıyorum. İnsan bi bu kadar iltifata kendini Zeyna, Şahmerdan filan sanabiliyor. Bol bol su için annem ;)
  5. Küba’da hırsızlık var mı? Var. Ama yan kesicilik tarzında öyle gelip biri sana bıçak veya siha çekecek türden değil. Bir de sadece Havana’da böyle bir olaya şahit oldum. Onun harici aman bisiklete dikkat et aman şuna buna dikkat et çift kilit vs olayında hiç sorun yaşamadım. Her seferinde bisikleti kilitlesem altıma işemem içten değil dolayısıyla benzinci de filan bura nasıl iyi mi diye sorup bisikleti emanet edip tuvalete girdim. O kadar yükle zaten alıp kaçanın aklından zoru vardır. Tabii akşamları sokakta filan bırakmadım.
  6. Kamp konusu kolay çünkü turistik alanın dışında Küba gayet güvenli öyle asker polis zoru da değil kimsenin seninle bi derdi yok insanların gözüne bakınca şiddet de görmüyorsun. Ancak kalınacak yerler biraz pahalı 20 USD oda fiyatı ve hostel ancak Havana’da buldum ve kaldım. Genelde odalar çift kişilik özel banyolu tuvaletli ve hatta sana özel girişli.
  7. Internet inanılmaz pahalı saati 4 CUC/USD ama hepsini hemen kullanmazsan uzun süre idare edebiliyosun. Etecsa işte bizdeki telekom gibi önünde uzuun kuyruklar oluyor. kimi internet için kimi başka şey için. Ha bu arada öğrencilere serbest üniversitelerde internetler var. Bir şekil bilgisayarlarında da e-posta vs için kullanıyorlar ama nasıl onu tam çözemedim. Bir ay internet kullanmamak aslında iyi bile oldu.
  8. Yemek ucuz hatta upucuz söyle aklımda kaldığı kadarıyla fiyatları yazayım
  • batido de frutas (meyveli smoothie) 3 – 5 MN
  • meyve suyu 2 – 3 MN
  • pan con tortilla  (tavada kızarmış yumurtalı minik sandviç) 3 – 5 MN
  • sokak pizzası sadece peynir ve domates soslu 10 – 15 MN
  • dondurma 5 – 7 MN
  • arroz morron (siyah fasulyeli pilav) 8 – 10 MN
  • etli yemekler ise 20 MN baslayıp 70 MN’ye kadar çıkabiliyor

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKüba’dan ilk fotoğraf tabii ki kahve! aslında bildiğimiz italyan espressosu olsa da Küba kahvesi. Sokakta evinin camında satan teyzeden alırsan bal gibi şekerli, kahvecide içersen sade, fiyatıysa her yerde aynı 1 MN OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERASan Cristobal’den pek yakın dostum Violeta’nın arkadaşı Juan Antonio, “selam Küba’ya vardım müsaitsen bi kahve içelim” deyince Havana’nın dışında oturmasına rağmen üşenmeyip kalktı geldi. Beraber mini bir Havana turu yaptık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERAHavana’da merkezde oldukça uygun fiyatlı bir hostelde kaldım günlük 7 USD. İlk günün sersemliği ile pek bir şey yapamadım. İkinci gün bisikleti kutusundan çıkarıp bir güzel birleştirdim ki neredeyse tüm günümü aldı. İöyle bir keşif turu atayım da her bir vidası iyi oturmuş mu, ayarı kaçan bir yeri var mı anlamak için saldım kendimi dışarı. Jose Marti bulvarına girmeden yakışıklı bir polis yolda durdurdu. İşte nereden geliyosun nereye gidiyosun derken pasaport sordu. Hayırdır ne pasaportu üzerimde para bile yok dedim. Yanında taşıman lazım yoksa ceza alırsın filandan klasik çaya kahveye davete nereden hangi hızla geçtik bilmiyorum. Tabii ki kahve içmedik u__u (salak) (ya bi sus sen de!)

Burası ve hemen aşağıdaki fotoğraf polislerden hemen sonra girdiğim bulvarın sağında

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAJose Marti bulvarı, hemen herkesin prado dediği upuzun bir yol park karışımı, sonunda da aslan heykelleri var. Pazar günü bütün ressamlar işleriyle sıra sıra yolu doldurmuştu. Kimi yeni bir şeylerin üzerinde çalışırken kimisi de çocuklara resim dersi veriyordu. Bir de en şaşırdığım şey hepsinin CV’sinin işlerinin yanında asılı olmasıydı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAGüzel Sanatlar Müzesi

En üzücü kısım ise maalesef ben ziyaret ettiğim sırada (Haziran-Temmuz 2014) hemen her ünlü ve yakışıklı binanın restore ediliyor olmasıydı. Tiyatrosundanö devlet dairesine, kilisesinden duvarına :/

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAFloridita, Hemingway’in içip içip sarhoş olduğu meşhur barlardan birisi – daiquirisi meşhur efenim, en son rom içtiğimde uuu beybi neler neler olmuştu ondan sebep uzak durdum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERABurası da meşhur tarihi bir eczane, eskiden ilaçların leblebi çekirdek gibi hazır rafta beklemediği zamanlardan kalma. Raflardaki porselen kavanozlarda çeşitli kimyasallar korunurmuş, ortadaki camekanda da çeşitli ilaç karışımlarının el yazısı ile yazıldığı defter.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAMeşhur malekona yani sahil yoluna inen yol

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAVe Havana’da gün batımı akşam yürüyüşü

OLYMPUS DIGITAL CAMERAHavana’dan çıkması epey zor oldu. Malekon’u takip eden uzun yolu seçmem ve nehrin karşı kıyısına geçeceğim bota bıçak ve benzinden dolayı binememem ve tabii bisikletlileri düşünen Havana Belediyesinin ciclobüslerinin hafta sonu çalışmaması (yani bisiklet otobüsü sadece bisikletliler için gerçekten var ama Havana Belediyesi şaka tabii) derken şehirden çıkmam sanırım iki saatimi aldı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKüba’da şehirlerarası seyahat için iki seçenek var, otostop ve zengin turistlere hizmet veren otobüsler. Sıcaklardan baynim az pişer gibi olunca otobüs durağına benzeyen bu yere park edip beton banka uzandım. Ortadaki şapkalı kadın otostopçuların listesini tutup onları sıraya ve gidecekleri yere göre boş yeri olan devlet araçlarına bindiriyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAÖnümde yığılan bulutlar ve gittikçe flulaşan ve kahbolan ufuktan yağmur koridorunu anlamalıydım ama cahillik işte yağmurun gözüne sürdüm bisikleti geç de olsa duruma ayıp hemen geri döndüm ama her şey içinçok geçti :(

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKöprü altına sığındım sığınmasına ama rüzgarın da şiddetiyle biriken sulardan ıslanmaya devam ettim. Arada pantolonu değiştirip montu filan çıkardım, yağmur azalınca da yola devam. İlerde bir mola yeri olduğundan hedefim oraya varmaktı. Her yerımden sular damlaya damlaya vardım. Bıraz silinip botları fılan çıkarınca, yandaki çimenliğe kamp kurmak için izin istedim. “Yok oraya kurma gel bizim arka bahçeye kur kapıyı da kilitlrdik mi sıkıntın olmaz” dediler. Sabah iyice uyuyup dinlendim çadırın ve eşyalarımın kurumasını bekledim. Uzun kahvaltı edip saat sanırım 8:00 gibi yola koyuldum.

Havana’dan çıktığım ilk günden beri otobanı takip ederek Cienfuegos’a ulaşacaktım sonrasını da tam planlamamıştım ama gidebildiğim kadar uzağa gidip sonra da başka yoldan dönmek vardı. Bu sabah sürerim öğlene dinlenirim pek işe yaramıyordu çünkü genelde öğleden sonra 2:00 veya 3:00 gibi yağmur yağmaya başlıyordu.

İkinci gün varmam gereken nokta Jaguey Grande olmasına rağmen yaklaşık 10 km gerideydim ve yine yağmur bulutları önümde birikmeye başlamıştı. Aşağıdaki gerzobaşkanların olduğu ve MN ile çalışan El Gallo isimli lokantada mola verdim. Garson kadınla muhabbet ederken yolda kamp kurduğumu şimdi de müsait bir benzinci veya lokanta bahçesi aradığımı söyleyince iki arada bi derede patronuna iletmiş. Patron da kabul etmiş, bahçeye kamp kurabileceğimi öğrenince hemen yemek ısmarladım. Yemek pişirmekten inanın daha ucuz bir dolardan biraz daha aza hem karnımı doyurdum hem kahvemi içtim. Hatta taze meyve suyu diye tutturunca kadın var ama müsteriye değil kendime yaptım dedi olsun sen ver ben o mango suyunu içerim deyince de utana sıkıla getirdi. Kadına da kalsın diye ancak iki bardak içtim ama kendimi tutmasam sürahiyi gömerdim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAğ OLYMPUS DIGITAL CAMERABu arada çadırı kurar kurmaz akşam 6 gibi yağmur başladı. Önceden kurmasa mıydım dedirtecek kadar çok yağınca  epey endişelendim. San Cristobal’de iken çadırdaki küf kokusu gitsin diye sirke ile yıkamıştım ve artık çadırım suya o kadar da dayanıklı değildi. Eşyaların altını yokladım ağır olan çantaları şişme matın üzerine yığdım bir elimde tek pamuklu tişörtüm bir elimde polar köşelerden giren suyu temizlemekle uğraştım. Şükür öyle şar şar su almıyor ama altı ıslanınca direk içerisi de ıslanan bir çadira dönüşmesi üzücü.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAAkşam akşam çadırın kapısında biri belirdi. İlk Kübalı hayranım. Tam yüzünü hatırlayamıyorum yağmur ve tabii ki sivrisinekler yüzünden çadırın iç kapısını çok açık bırakamadım. Kendisi art niyeti olmadığını defalarca belirtip, cesaretim için beni tebrik etti yetmezmiş gibi bir de çiçek toplayıp getirdi. Ölmesinler diye iç tentenin dışına iliştirdim.

Tam dalacağım yine kapımda birisi, bu sefer de garson genç elinde mango suyu dolu sürahiyle gelmiş. Koca bir bardak mango suyunu içipö teşekkür ettim.

Akşam kapalı olan goncalar sabah ışığıyla açınca, tüm gün görmek için gidon çantasıyla gidon arasına yerleştirdim. Hedefim ABD’ye kaçan Kübalıların ABD desteğiyle çıkarma yaptığı Playa Giron’a pedallamaktı. Her ne kadar çiçekler bana güç verse de Playa Larga’da takıldım. Ama neden bir sor, pizza yemek için aranırken vakit geçince ilk kez bir casa particular’da geceyi geçirdim.OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERAKüba’da yetiştirilip Meksika’ya ihracatı yapılan balıklar, manjuari

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Balık çiftliğinin bahçıvanı beni çiftlikte gezdirip bir de üzerine ağaçtan taptazecik hindistan cevizi inidrdi. Önce suyunu indirdim mideye sonra da etli kısmını :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERABalık çiftliğinden sonra ikinic durağım ise timsah çiftliği ve koruma merkeziydi. Korumanın yanı sıra meraklısına ve parası olana timsah eti de sunuyorlardı. OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAÇözüm aramak isteyenler, gerekçe aramazlar (daha iyi çevirisi varsa beri gelin)

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Şu tabeladan yerli ve yabancı fiyat farkını görebilirsiniz :) Kübalılara 0.38 cent yabancılara ise 5 dolar veya hepsini MN biriminden bakarsak Kübalılara 10 MN yabancılara 130 MN

OLYMPUS DIGITAL CAMERAPlaya Larga’da kaldığım casa particularda kendime akşam yemeği pişirirken neredeyse tüm ev halkı benim benzinli ocağın etrafına doluştu. Yemekten sonra az sahile ineyim, az yürüyeyim dedim demez olaydım. Ne kadar sivrisinek varsa kıyafetlerimin bile üzerinden ısırdılar, 10 dakika duramadım ve kaldığım eve geri döndüm.

OLYMPUS DIGITAL CAMERABunun gibi bir sürü insandan uzak, el değmemiş koylar var, bisiklet hararet yapınca hoop okyanusa :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERABiraz karışık bir foto ama bisikletle atı ahıra götüren de görmüş oldu bu gözler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAPlaya Girondaki Müze, devrimi anlamak için uğramakta fayda var.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAÇıkarma yapılan Domuzlar Körfezine dev bir duvar çekilmiş akıllı olup bir daha denemesinler diye, az biraz manzarayı bozsa da balık tutmak için güzel duvar olmuş.

Playa Larga’da neden bilmem ilk kez otobüse bindim ve Cienfuegos’a otobüsle vardım. Otogarda annemin evi buraya çok yakın ne olur ne olur diyen arkadaşı da kıramadım epey indirim yapınca madem yakın bakayım dedim. Ev sahipleri gayet sevimli insanlar olunca ve bisikleti odaya almak problem olmayınca da kaldım. Ev sahibim sağ olsun bana gideceğim şehirlerde yine aynı fiyata iki hostel daha ayarladı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERACienfuegos’taki odam

OLYMPUS DIGITAL CAMERACienfuegos sokakları

OLYMPUS DIGITAL CAMERAHer bakımını kendilerinin yaptığı hatta ana kadroyu bile kendş dizayn ettikleri bicitaxiler

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAArka planda salsa yapan kadınlar ön planda yalınayak oynanan sokak futbolu, internetlerin pahalı olmasının en güzel sonuçlarından sadece bir ikisi :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAMeşhur 10 MN yani 0.38 centlik Küba pizzası

OLYMPUS DIGITAL CAMERABurası da çeşitli taze meyvesuyu ve atıştırmalık alabileceğiniz bir dükkan

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERASabahın ilk ışıklarıyla Cienfuegos’tan ayrılıp Santa Clara’ya doğru yola çıktım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERABu da elektrik telleri sayesinde saçmasapan bir foto oldu ama renkler ve ışık o kadar güzelki, paylaşmadan edemedim.

Küba’da olmak inanılmaz keyifliydi. Ancak tembel bir insan olduğumdan zamanında yazamadığım için yazması da bir o kadar zor bir süreçten geçiyorum. Gelip en azından fotoğraflara bakmanız bile yeter. En kısa zamanda Küba’nın geri kalanını da yazıp Orta Amerika ülkelerine geçeceğim. Fiziken geçtim şu an Nikaragua’dayım ancak yazıları bir türlü gerçek hayatla aynı hizaya sokamadım. Bu kadar yakınmadan sonra ben gideyim, görüşürüz.

Posted in bisiklet, gezmecilik | Tagged , , , , | 6 Comments

Palenque ve ötesi, bu sıcaklarda nereye gitsem?

San Cristobal de Las Casas’ın serin yüksekliğinden Ocosingo’nun bunaltıcı sıcaklarına doğru yola çıktım. Sabah pedal basarken tam olarak nerede bitireceğimden şüpheliydim. Ama saat 16:00 gibi Tzajala’ya varınca kalan 30 kilometreyi de kıvırırım diye düşündüm. Saat 17:00 gibi hava sıcaklığı ve nem birleşince yağmur olarak indi. Yolun kenarında saçak altına girdim. Tropik yağmurda amaan ya ben sürerim diyemiyorsunuz, görüşüm epey kısıtlanmıştı. Neyse ki, hava kararmadan Ocosingo’ya vardım.

Bu arada gps güzel ama tam bir pil canavarı, pilleri degil 12 saat 120 saat şarj etsem hemen 2 saate bitiyor. Bu tip aletleri cep telefonu gibi sarj edilebilir pilli yapmamaları ise saçmalığın başka bir versiyonu.

Ocosingo’dan Palenque istikametinde yola devam ettim. Yolları sorarsanız kurdele gibi tarifini 10 ile çarpın derim. Yokuş desen değil, rampa desen değil, ben çıkamadım pes edip bisikleti ittim. Böyle ine bine sıcakta epey bir yol katettim etmesine ama Palenque’ye varmamın imkansız olduğunu anladım. Dolayısıyla Agua Azul Şelalerinde kalmayı düşündüm. Yol azıcık bir düzleşip güzelleşir gibi oldu ama son kilometreler yine rampa ve yine bisiklet itmekle geçince Agua Azul’a girmekten vazgeçip şelalelerin olduğu yol kesişiminde yatmaya karar verdim. Agua Azul’a inen yol da en az çıktığım kadar keskin dönemeçli olduğundan 5 km inip, sabah sabah 5 km çıkmayı gözüm yemedi. Yol kesişiminde su ve atıştırmalık aldığım dükkanın yanında üzeri kapalı plastik masa ve sandalyelerin olduğu kendin pişir kendin ye bölümünde kalmak için izin alınca hemen çadırı kurmaya başladım. Önce dükkan sahibinin oğlu sonra arkadaşları derken 4-5 çocuk etrafımı sardı. Bir kısmı da ara ara uğrayıp meraklarını giderdiler. Çocukların hemen hepsi çadırın içini çok merak etti, görmeleri de yetmedi bir şekil içeri davet beklediler. Saat 10:00’da evlerine dağılınca ben de rahat bir nefes alıp uyuyabildim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAyolun yarısı göçmüş, öncesinde ve sonrasında uyarı tabelası bazen var bazen yok!

OLYMPUS DIGITAL CAMERAselam!

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Agua Azul Şelalerine inmeden yol ayrımında konakladığım yer

Paralı turistlerin her şey dahil paketlerle akın akın uğradığı Maya Mundo rotasına girince fiyatlar da ister istemez artmaya başladı. Genelde parasız ya da 3 peso olan tuvalet oldu 5 peso ama tabii servis aynı servis, tahta baraka, tuvalet kağıtsız, ışıksız filan (ooo bakıyorum buldun bunuyosun! Yok yee ben her zaman çayıra çimene işeme taraftarıyım da dönemeçlerden durmak yer bulmak filan zor. He canım he gülüm he)

Ne yalan söyleyeyim Agua Azul dönemecinden sonrası sağlam bir iniş, hele sabah sisi cangılın üzerinde güneşin ilk ışıklarıyla yükselirken manzara nefes kesici! Eeee nerede fotolar derseniz yok, meğer en güzel fotoğraf çekilecek yerler en tehlikeli virajlardaymış.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAVe tabii yine yol rampa sarmaya başladı, güneşin tüm vücudumu olanca sıcaklığıyla elbiselerimin altından cayır cayır yaktığını hissediyordum. İşte beni bittiren de bu oldu, bir sürü mola verdim, deli gibi su içtim ama 2 sene gayet serin dağ şehrinde yaşayınca vücudum 30 derece sıcağa hemen adapte olamadı.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAAt almayı ciddi ciddi düşünürken ^.^

Pek çok kere bisikleti satsam ata param yeter mi diye düşünmekten kendimi alamadım. İte kaka Misol-Ha şelalesine geldim. Burada mola verip çamaşır yıkadım, ayaklarımı serin şelale suyuna soktum üzerine kendime bir de bira ısmarladım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAAkşam da kamp atmak yerine toplantı salonunda şezlongda uyudum. Tabii bisikleti ve çantaları dağıtmayınca sabah erkenden yola koyulmak kolay oldu. Yine kıvrımlı yollara daldım ama nispeten virajlar daha bir insan için planlandığından süper güçlere ihtiyacım olmadı ve yaklaşık 9:30 – 10:00 gibi Palenque Arkeolojik sahasıyla turistler icin planlanan Palenque transit şehri yol ayrımına vardım. Gayet uygun fiyata nefis bir yumurtalı tortayı (sıcak sandviç) mideme indirip ilk iş Arkeolojik sahaya çıkmaya karar verdim. Büyük hata! Bir yere varınca önce yerleşecek yer bakmak şart. Kafamda aman nasılsa El Panchan’da kalacağım nasılsa bir sürü seçenek var diye kurmam ise ikinci büyük hatam oldu.

Şimdi benim hayatla, hatalarımla sınavımı bi kenara bırakalım da Palenque fotolarının tadını çıkaralım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

yolu yaparken bisikletlileri hiç düşünmedik ciğerim böyle kendi çevresinde kıvırıp neredeyse çember şeklinde kapadık.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Temple of Skull – Templo de la Calavera – Kafatası Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Tomb of the Red Queen – Tumba de la Reina Roja – Kırmızı Kraliçenin Mezarı

OLYMPUS DIGITAL CAMERAThe Palace – El Palacio – Saray

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERATemple of the Foliated Cross – Templo de la Cruz Foliada – Yapraklı Haç Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERATemple of the Cross – Templo de la Cruz – Haç Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERATemple of the Sun – Templo del Sol – Güneş Tapınağı

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAAqueduct – Acueductos – Su kemeri

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAEl Panchan arkeolojik alan ve müzenin girişinden hemen önce, bir kaç otel, hostel ve lokantadan oluşan bir yerleşke ve maalesef yetersiz hizmetine karşılık gereksiz pahalı. Delik deşik olmuş sineklik teli hiç bir böceği dışarıda tutmadığı gibi kapının altındakı boşluktan da kafam kadar kurbağa girdi içeri :/ 100 peso vereceksem gider şehirde kalırdım en azından internetim olurdu.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAEl Panchan – The Jungle Palace’taki odam

Bu arada en önemli mevzu arkeolojik alana bisikletle giriş yaptığınızda ‘arkadaşım yol hayvan gibi yokuş, 180 derecelık viraj var filan’ diye kimse sizi uyarmıyor. Ayrıca tüm sahayı gezince çıkış patikası sizi cangılın içinden girişe yani müzeye çıkartıyor. Dolayısıyla bisikletle seyahat edenler kalacak yerlerini ayarlayıp daha sonra arkeolojik sahaya çıksınlar. Sormadım ama en azından bisikletlerini koyabilecekleri güvenli bir alan müzeden rica edilebilir.

Tüm sahayı gezdikten sonra cangılın içinden ilerlerken kükreme sesinin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Sonuçta cangılın kıyısındaydık ve henüz doğanın geri alıp koynunda sakladığı kalıntıların sadece minik bir kısmıydı görüp göreceğimiz. Kükreme o kadar derinden geliyorduki aklıma ‘lan jaguar mı var ocelot mu ne var?’ sorularını getirdi. Tee tepedeki park yerine bisikletimi bıraktığımdan bu çıkış yolunu yürüyemedim, mecbur ana park alanına dönüp bisikleti kaptığım gibi aşağı müzeye pedalladım. Müzeye bisikleti sürmek de mesele. Ne yazık ki tekerlekli iskemle için yapılan rampalar bile anlamsız açılarla yapıldığından bisikleti hediyelik eşyaların satıldığı ve tuvaletlerin olduğu alana kendi halinde kilitleyip koşa koşa müzeye gittim. Acele acele müzeyi gezerken yine kükreme seslerini duyunca kesin müzede hoparlörden veriyorlar diye düşünmeye başladım. Ses sistemini ararken dışarıda gençlerin ağacın tepesini işaret ettiklerini görünce ağaçtaki maymunu fark ettim. Dışarı çıkınca da emin oldum. O korkunç kükreme meğer ses siteminden filan değil ağacın tepesindeki maymundan geliyormuş. Hatta oh oh ağaçtan mangolar düşüyor bedava diye sevinirken kimbilir maymun kafama isabet ettirmeye çalışıyordu.

El Panchan – Jungle Palace’tan çıkıp tam yol ayrımına gelmiştimki dün geceden kalan paraüstünü almayı unuttuğumu fark ettim. Zaten rüzgara yepisyeni aldığım sütyenimi kaptırmıştım ikinci bir 100 peso kaybetme lüksüm olmadığından paşa paşa dönüp paramı aldım. Bu gitgelden dolayı yaklaşık bir saat kaybettim.

Palenque’den sonrası dümdüz ova, bu arada yola çıkmadan zincirimi değiştirdim. Yine 114 link ancak havadan mı, neden olduğunu bilmediğim bi boşluk bi güzellik geldi viteslere arka vites azıcık takılsa da en yüksek viteste bile zorlanmadan pedal bastım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERASaat 11:00 civarı Catazaja’ya vardım, nefis göl manzarası ama pek kullanan istifade eden yok gibi, şehir az buçuk hayalet şehir olma yolunda maalesef. Saçma bir kararla oturup balık yedim. Bu sıcak havada kızarmış balıkla ne işin var, zaten güzelim balığı kızarttıkları için olan da eti kuruyup azalıyor. Acısı tabii yolda çıktı. Bir yandan havanın sıcaklığı bir yandan benim içimin yanması derken önünde kocaman palapa olan (palmiye yaprağıyla örülü çatısı olan primitif yapılar) bir yer görünce toprak yol filan demeden daldım. Lokantaymış ama tadilattalarmış. Orada çalıştığını düşündüğüm kadına burada kalabilir miyim diye sorduğumda yer yok dedi. Ulan koca arazi nasıl yer yok!! Neyse şurada az dinleneceğim dedim. Sonradan sahibi olduğunu öğrendiğim adam inanılmaz suratsız, ilgisiz, nadan bir tipti. Gücümü toplamak için tahta sıraya yattım, yarı uyur yarı etrafı seyrederken lokantanın önündeki terasta tamamen ahşaptan yapılma asma kat dikkatimi çekti. İzin verseler ne güzel bisikleti bağlar hoop yukarıda bir tek tulumla uyurdum. Biraz kendime gelince kadınla biraz daha konuştum, su istedim. Durumumu anlattım hak verdi ‘bana kalsa kalabilirsin ama sahibi olan kadın burada değil, oğluna sorayım’ dedi ama herif hiç oralı olmadı. Ben de teras sevdam kursağımda yutkunarak yoluma devam ettim. Hemen hemen bir 10 km sonra Emiliano Zapata isimli kasabanın dönemecinde Pemex Benzin istasyonuna varınca rahatladım. Lokantaya yan taraftaki arazide kamp atabilir miyim diye sordum meğerse orada başkaları varmış, onlara sormam gerekiyormuş. Hurdacı vs tarzı bir iş yaptığını varsaydığım adamcağıza sordum burada kamp atabilir miyim diye? Onayı alınca lokantaya dönüp yazı filan yazdım. Bu arada bayağı irice bir adam ilerde yol daralıyor eyvah eyvah nasıl sürecen bisikleti çok tehlikeli diye beni iknaya çalıştı. Kızlarının ise gözleri ışıldıyordu. Benimle ingilizce konuşup, adımı sordular. Çadırı kurmaya gidince fark ettimki, toprak toprak değil kupkuru betonlaşmış çakıllı kum. İkinci çadır sabitleme demirimi de böylece yamulttum. Bir de acayip bir rüzgar eşliğinde şimşekler çakıp, gök gürlemeye başlamasın mı? Islanmasın diye çadırı resmen orospu bohçası gibi kılıfına doldurdum. Hurdacı adam elinde çekiç ve çiviyle geldi. Aç çadırı bence bu şekil kesin tutar dedi. Haydii bir daha açtım çadırı uçuşup ıslanmadan el birliğiyle kurduk ama çekiç ve çivi alternatifi olmasa durumum epey sıkıntılıydı. Yine lokantaya dönüp az biraz günlük yazıp okumaya çalıştım. Bu sefer de bir kamyon şöförü ‘yol kötü ve dar, hem niye bisikletle gidiyosun böyle daha çok zaman ve para harcıyosun otobüse binsene’ diye yine beni iknaya çalıştı. Bir de üstüne ‘Chiapas’a bambu almaya gidiyorum dönüşte de Tulum’a gideceğim istiyorsan seni de götüreyim’ dedi. Beni anlamasına ımkan yoktu, yine de kendisine teşekkür edip çadırıma yollandım. Gece epey bir yağdı ama çadırın içine su girmedi bir iki epey ıslaklık yaşadığım için çadırın suya dayanıklılığından süpheye düşmüş durumdayım. Bütün gece yol hakkında kabuslar görerek uyumaya çalıştım.

Sabah yola çıkmak için hazırlanırken dün geceden hatırladığım yaşlıca bir adam da bisikletiyle geldi. Yolu sorunca da saçmalama kocaman yol var bisiklete bineceğin demez mi!! içime su serpildi. İki lokma bir şeyler atıştırıp yola koyuldum.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAKamyonların tartıldığı bir alanda yer silme böcek ölüsü kaplıydı. salgın mı var, neden bu kadar çok diye sorunca gece çok güçlü olan aydınlatmadan dolayı olduğunu öğrendim.

Evet yol darmış, neden derseniz çünkü inşaat ve yol genişletme çalışması var. Ekstra kocaman yolum varmış, neden derseniz yolun hemen yanındaki inşası süren alanda bindim. Bir ara önüme yol inşaat işçileri çıkınca bir baktım bana ‘oo yol var merak etme’ diyen sabahki dayı :) gel gel işareti yapıyor. Yolun bir kısmında bisikleti itip çıkarabileceğim köprüler var bir kısmında ise hiç bir şey yok dolayısıyla ana yola kontrollü bir şekilde çıkıp bu engelleri aştım. Hepi topu 10 bilemedin 15 km bu şekilde gidip Chable’ye vardım. Chable girişindekilere sordum yolda dükkan vs var mı diye emin olunca devam ettim ilerde bir Oxxo varmış böylece ufak da olsa kasaba etrafında dolanmak zorunda kalmayacaktım. Oxxo maalesef servis dışıymış dolayısıyla geri döndüm. Dönüş yolunda kocaman bir kır at ipini kopratmış anayolda çifteler atıp koşturuyordu benim üzerime doğru koşacak diye ödüm patladı. Neyse biraz meyve, bol su alıp yola koyuldum şansıma hava pek bunaltıcı değildi. Ama tabii bu başlangıç, güneş iyice yükselip de nem artınca epey yorucu oldu El Aguatal’a vardığımda pilim bitmek üzereydi.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAYol üzerinde elle yazılı hotel tabelasını görünce bir sorayım dedim 300 peso en düşük 280 peso olduğunu öğrenince vaz geçtim. Stadyumun oraya kamp atabilirsin diyenleri dinleyip stadyuma bakmaya gittim. Kamp atılır atılmasına da tırların geçtiği bu transit köyde uluorta etrafta komşu filan olmadan uyumak istemedim. Arka tarafta okulu görünce bir de oraya sorayım dedim ama nafile kamp kuramazmışım yasakmış.

Köyün başına geri döndüm, bölge komiserine sormaya gittim. Onların arka bahçede yol işçileri kalıyormuş, yine en iyi ihtimal stadyum dediler. Şurada kilise var oranın bahçesi olsa olmaz mı deyince sağ olsun komiserlikte çalışan genç bana eşlik etti de kiliseden sorumlu rahibeyle konuşmaya gittik. Ancak esas sorumlu rahibe orada değilmiş de işte saat 5:00 veya 6:00 da gelecekmiş ona sorması gerekiyormuş filan deyince bari karnımı doyurayım vakit geçsin diye bisikleti önüne bıraktığım lokantaya geri döndüm. Gayet güzel bir yumurta tabağı yanına da buz gibi ev yapımı kuşburnu suyunu miğdeye indirdim. Lokanta sahibi teyze bir tek yumurta parası aldı, kuşburnu suyu ikrammış. Çaprazımda tır şöförü olduğundan şüphe ettiğim adam da yemeğini bitirdi, kahvesini içti üzerine baş parmağına beyaz bir toz dökerken görünce ister istemez bakışlarımı kaçırdım. Vay anam vay bırak içkiyi, kimbilir başka nelerle uzun yola çıkıyorlar, uzun yol bisikletçilerini pachamama korusun!

Burada epey bir dinlendikten sonra bu sefer bisikletimle yine kiliseye gittim, bir şekil rica minnet çadırı kurdum, henüz rütbe olarak daha kıdemlı olan rahibe ortalarda yoktu. Tam kurma işini bitirdim ki geldiler. Tanıştık filan, beni kabul eden rahibe (Laura Jena), kiliseyi ayrı temizledi, banyoyu, tuvaleti ayrı temizledi yardım da edemedim. Ben yaparım sen merak etme diye diye iş yaptırmadı. Banyo lüksü beklemiyordum dolayısıyla tam bir sevinç oldu benim için duşumu aldım, çamaşırımı yıkadım, astım. Rahibe Laura benim dışarda yatmamı uygun bulmadı, yağmur yağacak çok yağarsa çadırı kurduğun yere de birikir en iyisi mi sen gel kilisede uyu dedi. Canıma minnet, eşyaları bisikleti çadırı içeri taşıdım. Hatta kıyafetleri de taşıdım vantilatör altında daha çabuk kururlar diye. Rahibe bir de üzerine sütlü kahve yanına tatlı ekmek getirince dünyalar benim oldu.

Gece yarısı gök delindi. Sivrisineklerin hışmına dayanamayıp sabaha karşı saat 2:00’de çantamın dibinden sinek kovma aletini çıkardım en azından bir 3 saat düzgün uyuyabildim ama iş isten geçmişti komple kollarım sinek ısırığı doluydu. Sabah saat 5:00’te yağmur olanca hızıyla devam ediyordu. Yine de toparlandım, Rahibeler kiliseye bitişik yaşıyorlardı, cumartesi sabah 6:00’da çan çalmaya geldi bir tanesi, daha sonra üst rütbeli olan da geldi beraber dua etmeye başladılar. Aslında cumartesi birilerinin gelmesi mi gerekiyormuş da gelmiyorlar mıymış, önemli bir gün müydü tam olarak anlayamadım. Yağmurun şiddeti azalmıştı, Rahibe Laura-yı ziyarete gittim. Yine kahve ve tatlı ikram etti, hatta bir de küçük paket hazırlamış elime tutuşturdu. Diş fırçası, macun ve sabun :) bizim ailelerin büyükleri gibi geleni boş göndermiyorlar.

Yağmurun serinliğinde asıldım pedallara, hedefim Escarcega. İnce ince yağan yağmur direncimi artırınca kilometreleri yutmam kolay oldu. Ancak Escarcega’ya varamadan San Joaquin’de hem hava sıcakladı hem de ön lastiğim indi. Bir düzine sarhoş adamın ve köyün önüne gelene çükünü gösteren delisinin bakışları arasında lastiğimin içine yürüyen ince demiri bulup çıkarttım. İç lastikteki patlağı bulamayınca bir kova su rica ettim yan taraftaki dükkandan hop iki dakika bile sürmedi patlağı bulmam. İşin fenası kalın lastiğe hava basmak. 30 bar hava basınca ağır ağır geride kalan vulcanizadora/lastik tamir eden dükkana gittim. Sevimli bir aile sohbet ettik biraz hava basmaya para da almadılar. Escarcega’ya yaklaşık 30 km daha vardı ve kala kala 2 saatim kalmıştı. Kendimden emin olmadığım ve de yağmur yağacak gibi gözüktüğünden çadır atılacak bir yer var mı diye sordum. Önceki gece kilisede kaldığım için tam karşımızdaki kilisede kalabilir miyim acaba diye sorunca ailenin hanımı Matilde bana eşlik etti. Kiliseyi kilitlideikleri iöin içinde kalmam mümkün değildi. Dısında da çadırı kuracak çimenlik maalesef yoktu her yer beton kaplıydı üstüne üstlük ne temiz su vardı ne tuvalet çalışıyordu. Tuvalet ve duşunu kiraya veren bi kadına sorduk tuvaleti ve duşu kullanabilir miyim diye şu an hatırlamıyorum ama sanırım 10 – 15 peso istemişti. Hem kafeteryası hem de bahçesi vardı. Acaba bahçesine çadır kurabilir miyim diye konuşurken Matilde ‘benim bahçem ufak bir sürü de hayvan var ama istersen kalabilirsin. Eşim ve oğullarımdan biri 24 saat çalışıyorlar dükkanda’ deyince hemen kabul ettim. Bahçesi çadır için yeterliydi tek korkum yağmurun şiddetiydi. Bahçe çimenlik olmadığından yumuşak toprak kesin balçık çamura dönecekti. Çadırı kurdum her şeyi içine yerleştirdim hava simsiyah bulutlarla kapanınca Matilda topla çadırı evde kal bu yağmur çok şiddetli inecek kesin çadırına su girer deyince herşeyi topladım. Ev desen tek göz odada ocaktan oluşan mutfak, uzun bir yemek masası, vitrin, vazgeçilmez televizyon, bir hamak ve ufak çift kişilik bir yataktan ibaretti. Bahçede, tavuk, ördek, köpek, kedi, papağan, domuz ne ararsan var. Kedisi göbek kaşıtan cinsten, yabancı olmama rağmen pati filan atmadı. Matilda, duş almama izin verdi. Her şey çamasır, bulaşık, tuvalet, duş taşıma suyla çalışıyor. Su taşıyayım, bulaşıkları yıkayayım desem de hiç birini yaptırmadı. Önce sofralarına buyur edip balık çorbası ikram etti sonra yerde yatamazsın böcekler rahatsız eder diye ikinci bir hamak astı, benim için üzerini de cibinlikle örttü. Kızıyla küçük oğlu yatakta uyudular, büyük oğlu ile babası yemekten sonra iş yerine gittiler. Matilda böcekler gelmesin diye vantilatörü kendine çevirdi. Mis gibi uyuduk. Sabah erkenden suyumu doldurdu, kahve ve tatlı poğaça ikram etti. Birbirimizi kucakladık ve dualarla beni yolculadı.

Sabah saat 7:00’de yola koyuldum. 10:00 gibi Escarcega’ya vardım. Yiyecek bir şeyler aradım, markete girmek uzunca oyaladı. Sanırım bir saat sonra yola koyuldum hedefim Champoton’a varmaktı. Escarcega ve Champoton arasında uzun süre yiyecek içecek alacak bir yer yok. Sanırım 15-20 km pedalladıktan sonra ilk insan kalabalığını beyzbol sahasında gördüm. Aslında burada durup yiyecek bir şeyler sorabilirdim ama hava kapalıydı ve yağmur yağabileceği endişesiyle devam ettim. Havanın apalı olması rahat pedallamamı sağladı hava sıcak ve bunaltıcıydı ama en azından güneşin yakıcı etkisi yoktu. Sanırım Graciano Sanchez’de ilk meyve suyu ve su ihtiyacımı karşılayabildim. Hemen devamında da iki minik yerleşim yerinden bir şeyler almak mümkün. Son kasaba Vincente Guerrero’da dinlenmek için oturduğum bakkaldaki yaşlı kadın 3-5 sene önce öldürülen bisikletlileri sayınca sırtımdaki tüyler ürperdi. Son bir gayretle Champoton’a yağmurla birlikte vardım. Tüm Champoton’u baştan uca geçtim sırılsıklam oldum ilerde kalacak ucuz yer var dedikleri yere devam etmem mümkün değildi hava tamamen kararmıştı ve yağmur görüşü zayıflatıyordu ayrıca köprüden sonra devam eden anayolda emniyet şeridide yoktu. Tırların ve kamyonların kullandığı anayolda bu koşullarda daha fazla devam etmemek için şehre geri döndüm ve fiyat sorduğum ilk otelde 230 pesoya geceyi geçirdim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Champoton’da bisikleti odaya sokmama laf etmelerine rağmen bisikletimi odaya aldım.

Sabah erkenden yine yola koyuldum bu sefer hedefim Campeche. Ancak Campeche’ye doğrudan giden autopista (paralı yol) yerine salak gibi libreyi (karayolu) seçince yine kıvrımlı büklümlü uzun bir yolu pedallamak zorunda kaldım. Autopistanın tek kusuru emniyet şeridini kırmızı tartan olarak bırakmalarıydı. Bir de ne bileyim yolda görülecek minik yerleşimler vardır diye düşündüm ama bir iki yer harici yolda pek dikkate değer bir şey yok.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERACampeche’yi korsanlardan koruyan surlar ve kale

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERADuvar resmindeki kadın yaşıyor, minicik bir kadın ve her gün parktaki kuşlara yem veriyor

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Yukarıdaki tüm acayip ve bir o kadar muhteşem heykeller Leonora Carrington isimli sanatçıya ait. Her ay farklı bir sanatçının sergisi Campeche sokaklarını süslemekte

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Campeche’de eski stilde eşyalar ile dekore edilmiş tipik Campeche eviOLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERABlack Jesus – Afrikalı Jesus

Campeche’de oldukça büyük bir kent ve cıvıl cıvıl. Gpsin nimetlerinden faydalanyım dedim ve beni yönlendirdiği hostele gittim ancak hostel yeni dekorasyon sebebiyle kapalıydı. Falanca sokakta başka hostel var dediler güç bela oraya vardım. Şehir içi detay haritası yoksa pedallamak biraz sıkıntılı yollar hem dar hem de tek yön nereye gideceğinizi iyi hesaplamanız gerekiyor. Monkey hostel gecesi 100 pesoya kalınacak yegana ucuz yer sanırım. Hemen iki gece kalmak üzere anlaşıyorum. Bu arada Couch Surfingden Maguey beni misafir edebileceğini sçyleince çok seviniyorum. İkinci gün buluşup bir şeyler içtik ertesi gün saat 11:00 de Esperanza beni kamyonetiyle alacaktı çünkü evleri şehir merkezinden epey uzaktaydı. Bu arada sağ bacağım da inanılmaz şişmişti. Sıcaklar dolaşım problemimi tetiklemişti bol su içmekten başka yapacak pek fazla bir şey yoktu. Esperanza dar sokakta kamyonu koyacak yer bulamadığından beni alamamıştı. Tabii CS hesabına gece bakmayı akıl edemediğimden buluşamadık neyse bisikletle gitmem en fazla yarım saatimi alır diyerekten bisikleti çantaları dik merdivenden indirip hazırlandım. Tam yola çıktım ki ön tekerim inmiş. Neyse geri dönüp merdiven başında acaba yeni patlak mı var diye inceledim. Sanırım yamadan hava kaçırmıştı. Lastiği tekrar yerleştirip hava bastım. Yol üzerinde benzincide her iki tekere de 60 bar hava bastım. Geriye Magui’nin evini bulmak kalıyordu. Epey bir uğraşıp etrafa sorduktan sonra ancak bulabildim. Hostelden eve varmam sanırım 3 saatimi almıştı. Telefonum olmadığından Magui ve Esperanza beni merak edip aramaya çıkmışlardı. Üç gün beni evlerinde misafir ettiler beraber yiyip içtik. Hemen her yere arabayla gittik. Bacağımdaki şişlik hafiflemeyince bari Chetumal’a geçeyim oradan Beliz’e geçer vizemi yenilerim böylece en azından Meksika’da bir 6 ay daha kalabilirim ve Küba’yı aceleye getirmem diye düşündüm. Chetumal’de beni misafir edecek birini de buldum. Otobüsle Chetumal’e geçtim. Evi bulmak çok kolay oldu. Bir de sürpriz kapıyı San Cristobal’den tanıdığım Valentina açtı. Meğer Quintana Roo üniversitesinde doktorasını yapıyormuş. Beni kabul den Martin ve ailesi de çok tatlı bir aileydi. Hem onlardan hem de CS üzerinden tanıştığım Kanadalı Will’den öğrendiğim kadarıyla vize yenilemek öyle kolay iş değildi. Beliz’e kara yoluyla gidip bir yerlerde kamp atıp veya CS üzerinden birilerini bulup kalmak ve geri dönmek biraz riskliydi Beliz sınır polisi turistlerin vize için gir çık yapmasını hoş karşılamıyorlardı ve baştan beni ülkeye almayabilirlerdi. En kolay yol 50 USD harcayıp adalardan birine gitmek ve 3-4 gün kalıp dönmekti. Bu arada bacağımdaki şişlik azalmaya başladı. Sıcaklara direncim de her geçen gün artıyordu. Kararımı verdim otobüsle Cancun’a geçip Küba’ya devam edecektim.OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Hotel Orquideas ailesi

OLYMPUS DIGITAL CAMERADante

Cancun’da 150 pesoya sabah kahvaltısı ve akşam yemeği dahil italyan bir ailenin işlettiği Orquideas Hostelde konakladım. Beni misafir edebilecek CS’ten birilerini buldum ama ya evleri çok uzaktaydı ya da bisikleti paketleyecek ve koyacak alan bulmak biraz zordu. Ama en azından bana arkadaşlık ettiler. Herkesin uçak biletini ince ince yapan ben kendi uçak biletimde çuvalladım. Bir kere kredi kartımı kullanamadım. İkincisi bisikletin ölçülerini onaylatmadan alıverdim. Satarken iyi şimdi de müşterinle ilgilenmiyosun diye azıcık ağız dalaşına girince satan adam meksika havayollarındaki yetkili kadının ismini verdi. Sabah bu kadını bul sana yardım edecek dedi. Sabahı zor ettim. Maurizio arabasıyla beni otobüse bıraktı, 7:00 otobüsüyle havaalanına vardım. Kadını buldum. Henüz Küba için check-in masası açılmamıştı epey bir bekledikten sonra masa açılır açılmaz benimle ilgilendi. Gidiş dönüş toplam 1440 peso ödedim. Defalarca Kübadaki ajentaya e-posta atacağım ve dönüşte hiç bir şey ödemeyeceksin dese de dönmeden bilemeyeceğim. Ama elden gelen bir şey yok kabul edip ödedim karşılığında fatura istedim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Bu arada Küba için ikinci bir vize de almadım. TR den annemin aldığı sözde Mayıs son kullanma tarihli vzeyi kullandım. Vize dedikleri Turist kartında son kullanma tarihi diye hiç bir şey yok dolayısıyla öyle bir senede süresi biter diye bir durum da söz konusu değil. Gayet sorunsuz Küba’ya girdim. Eşyalarımı da gayet sorunsuz aldım. Ancak girişte vize kontrolünde pasaporta damga istemiyorum diye kadını uyarmanız gerek yoksa şak diye pasaportunuza Küba damgası alabilirsiniz. Bu arada fotoğraf çekemedim ama havaalanında çok tatlı cocker espanyel köpekleri uyuşturucu bulmak için kullanıyorlar. Köpekler korkutucu olmadıkları için de rahatça herkesin arasında pıtır pıtır dolanıp herkesi, tüm bavulları koklayabiliyorlar.

Bisikleti açmamı isteyecekler diye de epey bir korktum ama istemediler çok şükür.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAViva la Cuba! Viva la Revolución!

Posted in bisiklet, gezmecilik | Tagged , , , , , | 1 Comment

Adíos San Cristobal

Yazacak o kadar şey birikti ki nereden başlasam bilemiyorum. Bilemeye bilemeye de ara açıldıkça açıldı. Ama ucunu bir yerlerden bulup başlamam lazım. Takip edenler bilir 1 Nisan 2014 tarihinde elim bir kaza sonucu (ahaha hep biyle bi cümle kurasım vardı! elim de ne pis bi kelime) Ocosingo karayolunda daha Huixtan’a bile varamadan kolumu kırmış ve ambulansla San Cristobal de Las Casas şehrine geri dönmüştüm.

Nisan ve Mayıs ayını şu an kapalı olan El Hostalito isimli minik ama sevimli hostelde geçirdikten sonra 1 Haziran’da daha o zaman bilmediğim ama bir seneyi aşan bir süre evim, ikinci yuvam olan Posada del Abuelito’da gece resepsiyona bakmak üzere işe başladım. Kolumun askısı yeni açılmıştı ve sabahları şehir merkezine fizik tedaviye gidiyordum. (Ne o suratlar asıldı sanki? Yok bi şey. Nasıl yok var işte, söylesene! Çenen bi açıldı mı, kapanmıyor böyle uzun uzun hoff)

Posada del Abuelito; evim evim güzel evim. Minik bir hostel iken arka bahçeye bakan komşu parçayı da katarak büyüdü.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERABir seneyi biraz aşkın yaşadığım Tapachula Sokağı

Kısa süre beraber çalıştığım Fransız çift Alex ve Guillermo bebekleri Tiago’yu da alıp memleketlerine döndüler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAGuillermo ve Tiago

OLYMPUS DIGITAL CAMERAVeda partisinde hep beraber yemekler yapıp, şarkılar söyledik.OLYMPUS DIGITAL CAMERAAlex ve TiagoOLYMPUS DIGITAL CAMERAMüthiş bir ressam olan Violeta ile de ilk bu partide tanıştım. Sonradan kendisi hayatın bir armağanı olarak gördüğüm dostlar kervanına katıldı.OLYMPUS DIGITAL CAMERARodrigo ve Yleana posadanın sahipleri kaldığım süre boyunce hep destek oldular.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAVe tabiiki Simon ve Agata; posadanın yeni yöneticileri. Agustosta giderim, yok Eylüle kolum daha iyi olur, belki de Aralık derken upuzun bir süre beraber çalıştık. Hem maddi hem manevi destek oldular.

San Cristobal de Las Casas’ın en sevdiğim yanı sokakları, her yer yazılama ve graffiti ile doluydu.OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAOLYMPUS DIGITAL CAMERA mexicò mexicò mexicò mexicò OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAMagazin gibi kiloyla foto ekledim :)

Kolum için fizik tedaviydi egzersizdi derken, önce kurabiye pişirerek üç beş kuruş kazandım. Ayrılmadan önce Nisan ve Mayıs aylarında neredeyse iki günde bir muzlu kek yaptım. Posada’da kalanlar öyle sevdilerki bazen bana bile bir dilim kek kalmıyordu. Şiş aldım; atkı, boyunluk, tozluk örüp sattım. Makrame ipi aldım bileklikler yaptım ancak örgü ve makrame çok vakit alan işler, kek bile daha kolay para kazandırıyor. Bir de gümüş kaplama ve bakır teller aldım, yüzük, kolye vb yapımı daha kolay ve daha kısa sürede bitiyor.OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERABir ara tembellik etmezsem yaptığım mücevherlerin fotoğraflarını da siteye ekleyeceğim. Kimbilir belki satın alıp bütçeme yardım eden çıkar :)

OLYMPUS DIGITAL CAMERAColibriler/arıkuşları yaşadığım posadanın bahçesinin vazgeçilmezleriydi.

nuzerel@gmail.comnuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com Posada yıllar önceki haline dönerek büyüdü. Rodrigo henüz doğmamışken dedesi posadanın bir kısmını elden çıkarmış. 2013 Kasım gibi bu kısmı Rodrigo geri alıp, bir ayda elden geçirtti ve genişledik. Kocaman bir mutfağımız oldu. Esas mesleği marangozluk olan Simon mutfak tezgahı ve dolaplarını hazırladı. OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAKomşu bina Casa Libertad’dan bize kaçamak gelen pek sevgili kedim Shanti <3 omuzumda gezen, colibri yakalayabilen, ipincecik kızım. Tabii gelmekle kalmadı, bir de üzerine hamile kaldı aşufte! Ayrılırken Shanti ve Trotsky’yi (dombili yavru dişiydi ama çenesindeki gri tüyler nedeniyle adı Trotsky kaldı) yapıştırdığım ilanlar üzerine gelen bir hanıma verdim. Umarım köşe başında taco olmamışlardır.

OLYMPUS DIGITAL CAMERANathalie ve Chris 8 yıldır yoldalar. Vosvos minibüsle başladıkları yolculuklarına uyduruk bisikletle devam etmişler. Artan tamir ve bir takım sıkıntılar sonucu bisikletleri satıp otostopla Alaska’ya kadar çıkmışlar. İkisi de mücevher yapıp satarak geçimlerini sağlıyor. Daha sonra biriktirdikleri parayla bu sefer daha dayanıklı bisiklet alıp Arjantin’e yola çıkmışlardı. Yolumuz San Cristobal’de kesişti.

OLYMPUS DIGITAL CAMERAArun ise motorsikletiyle Alaska’da başladığı yolculuğunu Arjantin’de bitirdi bile OLYMPUS DIGITAL CAMERAHep beraber harika yemekler pişirdik.nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comCristmas ve yeni yıl partileri verdik.nuzerel@gmail.comArada aile üyeleri katılınca genişledik. Simon’un annesi mutfak dolapları için perde dikerken, sağ olsun kenar dikişiydi, örgüydü bir sürü şeyde yardımcı oldu.

nuzerel@gmail.comPek sevgili çalışma arkadaşlarım ve dostlarım; Marco ve Nilly. nuzerel@gmail.comMarco’nun sevgilisi Esterella ve Simon’un sevgilisi Agatanuzerel@gmail.comDoğum günümde Meksika mutfağının incisi chile relleno pişiren Violeta ve Simon.OLYMPUS DIGITAL CAMERAGecen sene yagmurlar Mayısta başlamış ve azalarak Aralığa kadar devam etmişti. Sabah güneşli diye çıkıp öğleden sonra yağmura sele yakalanmaktan bıkınca pazardan kendime bir çift lastik bot aldım.OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAHalka açık La Paz meydanında bedava konser keyfi! Köpekler ve Aşıklar (Amores Perros) filminde de müzikleri olan grubu ve daha nicesini canlı dinledim.

Üç önemli olayı belgeleme şansım oldu. Ölüler Günü – Día de Muertos 2-3 Kasım tarihlerinde kutlanan bu önemli günün öncesi aileler aile mezarlığına gidip temizleyip taze çiçeklerle süslerler, daha sonra kimi yerde 2 Kasim kiminde de 3 Kasim’da yanlarına içki erzak ve daha fazla taze çiöekle gidip ölülerini anarlar.

OLYMPUS DIGITAL CAMERABurasi El Romerillo, bir Tzotzil köyü olan San Juan Chamula’nın mezarığı. Aslında ne tam katolikler ne de tam paganlar her iki inanış birbirinin iöine geömiş durumda. Misal süslenen devasa haçların aslında klasik haç ile uzaktan yakından alakası yok. Maya inanışındaki kutsal ağacın ta kendisi.  Yirmi hacın her biri civar köyleri, kalan ikisi de ayı ve güneşi temsil ediyor. Mezarların üzerine örtülen tahtalar ise bu dünya ile öte dünyayı birbirinden ayıran kapı görevini görmekte. İşte Ölüler Gününde aileler kayıp yakınları ile iletişime geçmek için yanlarında erzakları mezarlıkları ziyaret edıyorlar ve o gün boyunca kapıların hepsi açık tutuluyor. OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAMeksika’da her önemli olayda mutlaka kenara bi yere de panayır kuruluyor. Dönme dolap, atlı karınca ve bildiğin ucubeler sergilenmeye hala devam ediliyor.OLYMPUS DIGITAL CAMERAÇam yaprakları da bu dünya ile öte dünyayı ayıran bir perde, dolayısıyla her tür önemli günde kullanılıyor. Yeni açılan dükkanların zeminine de döküldüğünü gördüm, sanırım bereket getirmesi için de kullanılıyor.OLYMPUS DIGITAL CAMERAAyrıca mezarın başındaki hacın renginden yatan hakkında fikir sahibi olabiliyoruz. Siyah haçlar yaşlılar için, koyu maviler orta yaşlılar, turkuaz çocuklar ve son olarak beyaz ise bebekler ve hamileler için kullanılıyor.

İkinci önemli olay ise bir çeşit hac, 12 Aralık’ta ne kadar inanan hacı varsa yollara düşüyor ve kah yalınayak yürüyerek, kah bisikletle, kah kamyonetle San Cristobal de las Casas’a akın ediyorlar. Şimdi aslında Meryem Ananın bir başka versiyonu olan Guadalupe Bakiresi tüm Meksika için çok kutsal, hemen hemen her kentte ismine adanmış bir kilisesi var. Merak edenler hikayesini linkten okuyuversin bi zahmet.nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comBildiğin punch ama tek farkı rom yerine pox kullanılıyor (chiapas bölgesindeki kaçak içki/moonshine)

nuzerel@gmail.comHacılara kahve bedava!

Ocak ayında da yakın bir mini kent olan Chiapa de Corzo’da ‘Fiesta Grande del Enero’ festivalini kaçırmadım. Zamanında Doña Maria isimli kadın doktorların çare bulamadığı felçli oğlunu sağlığına kavuşturacak bir tedavi arıyormuş. Kadına yerli bir büyücü doktora gitmesini önerirler. Büyücü doktor çocuğu inceledikten sonra küçük bir göl olan Chumjuya’da yıkanmasını önerir. Gölde yıkanan çocuk iyileşir. Bu arada çocuğu eğlendirmek maksatlı , ispanyol kılıklı dansçılara ‘para el chico”’ deniyor. Zamanla bu dansçıların ismi ‘parachicos’ olaraka kalıyor. Bir de kadın kılığına giren erkek dansçılar var; ‘las chuntas’ Doña Maria’nın hizmetçilerini temsil ediyorlar. hemen hepsinin ellerinde sepetler yol kenarında bekleşen kalabalığa konfeti, mezcal, pox, tekila, tatlı, ekmek artık kısmette/sepette ne varsa dağıtıyorlar.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comTamamen el yapımı olan masklar önceden sakallı bıyıklı ispanyolları resmederken zamanla İsa gibi evrimleşmiş. Şimdiki masklar pembe yanaklı, uzun kirpikli ve daha çocuksu.nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comiki de kedi fotosu koyayım yazıyı tamamlayayım :) Böyle efenim kocaaa bir yılı San Cristobal’de yedim. Şubat ayında hazırım gidiyom ben dedim ama ne yazık ki kolum hazır değilmiş fazla uzaklaşamadan geri döndüm. Marco’da verdi gazı bırak eşyalarını sadece kamp malzemenle antreman yap deyince sadece arka iki çantayla yakıncacık diye Comitan’a gittim.

nuzerel@gmail.comTeopisca’ya kadar kısa aralıklarla iniş ama uzun uzun tırmanış olan yol birden düzleşip, tatlı bi inişe geçiyor, kentin bitişinde bir Pemex benzin istasyonu bir de bu lokanta var sonrasında Amatenango de Valle’den yine uzuuun bir tırmanış. Dolayısıyla burası hem yeme içme hem de kamp alanım oldu. Oda kiralanan bir yer olmasına rağmen beni kışkışlamadılar bahçelerinde kamp attım.nuzerel@gmail.comIglesia del Señor del Calvarionuzerel@gmail.comIglesia de Santo Dominguez

nuzerel@gmail.comPosada Las Flores – sadece kalmaya 90 peso maalesef mutfakları da yok. Tabii San Cristobal’de alışınca lükse böyle her şeye burun kıvırır olduk.

nuzerel@gmail.comHedefim cangılın içindeki Miramar Gölüne gitmek. Dolayısıyla yakındaki ufak kent olan Las Margaritas yolundan komikli yol tabelası. Yol daracık, araçlar ve kamyonlar vızır vızır, kente işte 3-5 km kala yol genişledi, bir de karşıma bisiklet tabelası çıktı. Sanki şöförlerin de çok umurundayız.nuzerel@gmail.comLas Margaritas’ta bisikleti bırakacak yer bulamayınca mecbur bisikleti tavandaki bagaja bağlayıp, atladım San Quintin dolmuşuna neden dersen yolun yarısı asfalt değildi ben de işi şansa bırakmak istemedim. Şöför genç ile herkesi ineceği yere bıraktıktan sonra leşimizi atmak için iki nehrin kesiştiği noktaya geldik. Nehir banyosu :)

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comMis gibin nehir banyosundan sonra sağa sola boşuna kamp için para verme arabada uyursun dedi. Sabah gün doğumunda San Quintin kasabası.nuzerel@gmail.comSan Quintin’i geçip Emiliano Zapata’nın ‘ejido’suna girdim. (meksika devriminde toprak tek bir kimse yerine bir sürü kimseye dağıtılmış ancak hemen hepsi ortak kullanım amaçlı kesinlikle bir kişiye ait değil – bizdeki köylerin kullandığı ortak alanlar gibi diyebilirim sanırım)

Burada göle giriş ücretini ödedim. Göl ve çevresinden sorumlu köylülerden biri de bana yola kadar eşlik etti. 6 km kah diz boyu çamurlu, kah rengarenk yılanlı, dev kzııl ağaçlı, arada ineklerin atların otladığı cangılın olabildiğince ehlileşmiş kısmında kendimi minicik bir böcek gibi hissederek yürüdüm. Ne bitmez 6 km imiş bu derken arkamdan bi ses duyup irkildim. bağrı açık, elde ‘machete’ (bildiğin pala) biri geliyor. Meğer o da göle gidiyormuş. Neyse beraber çat pat benim komik ispanyolcama katlanarak kah dinleyip kah bilgi vererek bana eşlik etti.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comChiapas Eyaletindeki en büyük ve en dokunulmamış göllerden biri – Miramar Gölü.

Ancak her ne kadar koruma altında da olsa Lacandon cangılı her geçen yıl küçülmekte :( Hava giderken çok güzeldi de dönerken fena bozdu. 6 kilometrelik yolu resmen koşa koşa bitirdik desem yalan değil. Cangılın içinde oraya buraya düşen yıldırımlardan resmen üç buçuk attık. Bu alanda yıldırımı çekecek paratoner namına hiç bir şey yok, yani düştü mü düşebilir kafana cızzz!

nuzerel@gmail.comİkinci gezimi de Tonina Arkeolojik kalıntılarına yaptım. Gidiş, iki dev rampadan sonra paso iniş ama dönüş epey zorladı, 9 saat sırf rampa çıktığım bir yol oldu.

nuzerel@gmail.comBurası Tzajala isimli minik köyde bulunan HA-OMEK-KA. Bir şeyler öğrenmek isteyen herkese kapıları açık. Permakültür, mücevher yapımı vs bir çok yararlı şeyi öğrenmek ve de doğayla içiçe yaşamak isteyenler için mükemmel bir yer. Maalesef ancak gidiş ve dönüş yolumda toplam 2 gece kamp atabildim.nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comOcosingo yolu sisler altında başladı sonra hava hafif açar gibi yaptı sonra yine bulutlar.

nuzerel@gmail.comTonina’da müze girişinuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comMimarların piramitleri yaparken kullandıkları pandüller

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comTonina’da bir piramidin tepesindeydim. Omzum güçlenmiş, sinirlerim trafiğe alışmıştı. Yola çıkmaya hazırdım.

P2183204

Döndükten sonra bir kez daha Comitan’a gittim. Bu sefer Chiflon Şelalerine uğrayarak ufak bir yuvarlak yapıp Amatenango de Valle’ye çıkıp San Cristobal’e geri döndüm. nuzerel@gmail.com

Bunlar halk pazarında baharatçıda satılan çeşitli tozlar; ‘Erkeğime hükmederim’, ‘Seni çekerim, sen de gelirsin’ gibi çeşitli cazibe artırıcı, efendime söyleyeyim müşteri arttıran, okulda zihin açan, tanrının ışığını bulduran neye ihtiyacın varsa tozunu alıp bir bardak suda eritip içiyosunuz :)

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comTenem Puente kalıntıları

nuzerel@gmail.com

Salak bir insan arıyorsanız buyrun ben varım! Kısa yol diye girdiğim yola bak ve halime acı, ya da acıma lan, yol bittiğinde isyanlardaydım.

nuzerel@gmail.com

Akşam kalabalağında yüzemedim her yerde şişe kıran piknikçiler vardı. Ama sabah saat 6:00 sanırım uzakta bir yılanla beraber yüzdüm başka da kimse yoktu gölde :) Koila gölü.

nuzerel@gmail.com

Bahçelerinde kamp için müsaade istediğim aile beni başka bir şehirde olan oğullarının odasında yatırdı.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com

Sözde ben erken kalkıyorumbüyük yalan saat 4:002te uyanıp mısır tanelerini öğüttüler sonra da mis gibi hamur yapıp tortilla açtılar ve tabii mutfaktaki odun ocağında kızartıp yanında kahve ve fasulye ile ikram ettiler.nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com

Uninajap – doğal yer altı sularından oluşan havuzlar var hemen herkesin evinde bu da halka açık olanı sıcaklar için birebir.

Pedala kuvvet dümdüz iç bayıltan rayihasıyla şeker kamışı tarlalarından geçip Chiflon Şelalelerine geldim. Sanırım 5 tane irili ufaklı şelaleden oluşan girişi 30 peso kamplı kalması 20 peso olan harika bir tabiat parkı. Tek sorun Meksikalılar da Türkler gibi engelli rampasını nasıl yapacaklarını hiç bilemiyorlar inanılmaz açılarla rampa yapmışlar iki sağlam bacakla çıkmak bile zor.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com  nuzerel@gmail.com

San Cristobal’e döndüm dönmesine bu sefer de dişim şişmez mi! Ne yazıkki kanal tedavilerim iyi yapılmadığından dişlerim iltihaplandı. Bu sefer de diş hekimi arayarak geçti Mart ayı neyse bir üst bir de alt dişlere olmak üzere iki apisektomi ameliyatıyla ve yine cepten ödenen paracıklarla bi şekil sağlığıma kavuştum. Halimi duyan ve yardıma koşan herkese çok teşekkür ederim. Sayenizde macera devam edecek.

nuzerel@gmail.comBu gerzobaşkanın adı Atole. Shanti’nin ilk bebeği, parmak çocuk. Simon’un kedisi oldu. Posadanın da maskotu. Evet bu şapşalı ve daha yazamadığım binlerce anıyı arkamda bıraktım ve 25 Mayıs Pazar günü yola çıktım. Şu an Campeche’deyim ve hava nefes alınmayacak kadar sıcak.

Bileklerini kesmeyip buraya kadar okuyan, en azından fotoğraflara bakan herkese teşekkür ederim en kısa zamanda gazoz kapağından yapacağım madalyalarınızı adresınıze postalayacağım.

OLYMPUS DIGITAL CAMERABir de giderayak yarı Türk yarı İtalyan en az benim kadar çenebaz, tatlı mı tatlı bi dost buldum. Emel yolun da bahtın da açık olsun dostum :)

Posted in bisiklet, gezmecilik, olaylar, yerler | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | 10 Comments

San Juan Chamula ve Zinacantan

Mart ayında omzumu kırmadan önce bisikletle ziyaret ettiğim yakın köyleri bu sefer Cesar ve Raul ile beraber gezdim.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA OLYMPUS DIGITAL CAMERAKöyün girişinde bizi karşılayan mezarlık ve terk edilen eski kilise (İlk üç fotoğraf Kasım ayı ikinci haftası, Ölüler Gününden bir hafta sonra çekilmiştir)

Chiapas eyaleti Maya soyundan gelen pek çok yerlinin evi. T’zotzil ve Tzeltal en çok rastlanan iki dil. San Juan Chamula daha çok sebze, Zinacantan ise çiçek yetiştiriciliğinden geçimini sağlamakta olan iki T’zotzil köyü.

Chamula’daki kilisede tavuk kurban edildiği için gezginler arasında epey nam salmış. Tavukların boynunu kırmak suretiyle öldürdüklerinden kan herhangi bir seremonide kullanılmıyor.

Vatikan’dan bağımsız katolisizm ile kendi karma inanışları Cesar’ın tabiriyle Gelenekçi Katolik olarak tanımlanabilir. Katolisizmde var olan her bişeyin azizi olayı, kullanılan semboller pagan kültür tarafından da içselleştirilmiş. Yağmur tanrısı yerini bir aziz heykeline bırakmış.OLYMPUS DIGITAL CAMERAT’zotzilce doğum kontrol yöntemlerinin yazıldığı duvar. Ağız ve diş temizliği ve benzeri başka eğitici duvar yazıları da var. Ayrıca okullarda T’zotzil ve ispanyolca olmak üzere çift dil öğretiliyor.OLYMPUS DIGITAL CAMERASan Juan Chamula Kilisesi, çanları sadece ve sadece erkekler çalabiliyor.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA Kiliseyi ziyaret için tüm yerli yabancı turistler 20MXN ödemek zorunda, ayrıca içeride kesinlikle fotoğraf çekmek, eskiz yapmak yasak. Kiliseden sorumlu 122 ruhani lider bulunmakta. Bu kadar ruhani lider ne için demeyin; hemen hepsi içeride heykeli olan bir azizden mesul, hemen hepsinin bir seneleğine çeşitli seremoniler için kiraladıkları evlerini bitki, tütsü ve mumlarla süslemeleri gerekiyor. Ayrıca kilisenin bakımı ve temizliğinden de sorumulular.

nuzerel@gmail.comYukarıda orkide dallarıyla kapısının önüne ark yapılan ruhani liderlerden birinin evi.nuzerel@gmail.comChristmas kutlamalarında ağaçları süsleyen balonlardan kalanlar.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comSan Juan Chamula’lı kadınların  tipik kıyafetleri siyah koyun yününden dokunmuş etek, erkeklerin ise aynı yünden giydikleri uzun tunik.

nuzerel@gmail.comMishik Banamil – The Navel of the World – Dünyanın Göbeği

San Juan Chamula’da saati sorduğunuzda Tanrının zamanı mı? Meksika’nın zamanı mı? diye sorunuza karşılık alırsınız. Burası tüm Meksika’da yaz/kış saati uygulamalarından dolayı saatlerin değiştirilmediği bir yer.

76000 kişinin yaşadığı bu köyde pek suç işlenmiyor. İşlenen küçük suçlarda ise halk önünde utandırılmak suretiyle cezaevine atılıyorlar. Cezaevi dediğim öyle büyük bir bina değil hemen yönetim binasının arkasında çarşıya bakan demir parmaklıklı bir mekan. Benzer küçük suçları yeniden tekrarladıklarında suçlular kamu hizmeti yapmakla cezalandırılıyor. Ancak işler büyük suçlara adam öldürme, tecavüz gibi cezalar böyle hafif değil. Üç ay önce bir kadına tecavüz eden ve öldüren üç kişi halk tarafından dövülüp daha sonra da ağaca bağlanıp benzin dökülüp yakılmış. Burada Meksika polisinin herhangi bir yetkisi yok. Suçluları kurtarmaya gelmişler ama geç kalmışlar.

Toplum bireyden ve bireysellikten daha önemli, Cesar’dan öğrendiğim kadaruıyla suçluların ailelerini toplum dışlamıyor. Ancak din değiştirmek toplumdan dışlanmaya sebep olabiliyor.

Ruhani Lider olabilmek için köyün valisine ismini yazdırıp beklemeye, beklerken de para biriktirmeye başlıyor insanlar. Bu arada evli olmaları da şart, bekar biri kesinlikle ruhani lider olamıyor. Çok para harcanmasına rağmen itibarı oldukça yüksek. Ayrıca Ruhani Liderler öldüklerinde merasim kıyafetlerinde gömülüyorlar. Sadece bir sene süren bu görev süresince mumlar, çam yaprakları, tütsüler, bitkiler, müzisyenlere ve azizlerin kıyafetlerinin temizlenmesi, ütülenmesi gibi bir takım işleri yapmaları için asistanlarına bir yığın para harcadıklarından dolayı alkol satmaları için yönetim kendilerine izin veriyor. Normalde dini törenlerde kullanılan ‘pox’ (poş) adlı içkinin satışını yapabiliyorlar.

Pox, şeker kamışından fermente edilip damıtılarak elde edilen %60’a yakın alkol oranına sahip bir içki. Tabii törenlerin yanı sıra günlük hayatta da sıkça tüketilen bir içki haline gelmiş. Kahve olsun nane olsun çeşitli meyvelerle en az 3 ay bekletince benim içebileceğim hale geliyor yoksa ameliyathanede kullanılacak sertlikte.

Kilisede maalesef fotoğraf çekmek veya skeç yapmak yasak. Zaten benim yapacağım skeçten ne olacak çöp adam bile çizemeyecek durumdayım. Ondan sebep benim naçizane tarifimle yetineceksiniz. İçeride normal günlerde sandalye, sıra vb yok. Hepsi köşeye toplanmış ancak özel günlerde kullanılıyor. Yer öbek öbek çam iğneleri ile kaplı. İnsanlar yerde tek veya gruplar halinde yerlere sıra sıra mumlarını dikip dua ediyorlar. Tavan, 4-5 sıra ortadan iki yana doğru uzanan kumaşlarla süslenmiş. Sağda daha çok ‘bakire’ azizeler, sol tarafta da erkek azizler camekanlı kutularında sıralanmış. Üçü hariç hepsinin boynunda ayna asılı. Ayna haricinde bizim alıç benzeri meyve kolyeler ve kurdele şeritler de asılı. Aynasız olanları tam dışlamamışlar ama kimse onlara dua etmiyormuş. Ayna aslında obsidyan taşı ile yer değiştirmiş. Eskiden tanrıların boynuna obsidyan asılırmış. Kalbini ve ruhunu temsil ettiğine inanılırmış ancak bulması zorlaştığından yerine aynayı kullanmaya başlamışlar.

Dua edenlerin herhangi bir sorununa çare bulacak kişiler ise şamanlar. Şamanlık babadan oğula ya da anneden kıza geçen bir durum değil. İnsanlar gördükleri rüyalarla veya çok uzun süren bir hastalıktan sağ çıkınca ya da altı parmaklılarsa şaman olacaklarını anlıyorlar.

Kilisenin sonunda tavanda güneş, ay ve bir takım hayvanların figürleri var. Katolik olmadığımdan maalesef hepsini aklımda tutamadım. Olduğu kadarıyla; İsa – güneş, Meryem – ay olarak resmedilmiş. Mikael ise yerliler için önemli bir hayvan olan jaguar olarak, Mark aslan ve John da kartal olarak işlenmiş.

Şamanlar kişinin nabzını dinleyip sorununu anlamaya çalışıyorlar. 3 ve 13 rakamları eskiden beri önemli rakamlar dolayısıyla bu sayıların katlarına göre mum alıp yakıyor,  ya da yumurta getiriyorlar. Şamanlar yumurtayı kişinin üzerinde gezdirdikten sonra bir tasa kırıp sorunu okumaya çalışıyorlar. Eğer okuyamazlarsa hasta bu tası yatağının altına koyuyor, gece uyuduğunda sorunu yumurtaya geçiyor ve şamanda okuyabiliyor. Sıkıntı sahibi kadınsa tavuk, erkek ise horoz getirmek durumunda. Çocuklar için beyaz tavuk/horoz büyüden kaynaklı sıkıntılarda ise siyah tavuk/horoz kurban ediliyor. Kurban edilen hayvanı da ziyan etmiyorlar sıkıntı sahibi kişi yedikten sonra kemiklerini şaman gömüp dua ediyor.

Biz kiliseyi gezerken etrafta dolaşan, yerleri temizleyen gerekirse çam iğnesi serpen adamlar alelade kişiler değil ruhani liderler. Burada hemen herkes tek tip ve normal kıyafetlerini giyiyor. Cicili bicili kıyafetler sadece törenlere mahsus. Yakılan mumların renkleri ayrıca yönleri de temsil ediyor. Kırmızı doğu, sarı güney, beyaz kuzey, siyah batı ve yeşil merkez.

3 ve 13 rakamlarının önemi ise ne trinity – kutsal üçlemeden ne de isa ve havarilerinden gelmekte. Maya inanışına göre dünya 3  katmandan oluşuyor, insanın 13 eklemi var dolayısıyla ruhumuz da 13 parçadan oluşmakta, cennet 13 katlı bir piramit ile temsil ediliyor.

San Juan Chamula’da ruhani liderlerden birinin evini ziyaret edip bu bilgileri dinledikten sonra yarım saat mola verip diğer T’zotzil köyü olan Zinacantan’a devam ettik. Zinacantan’da kendi yasasını uygulayan bir köy. Ancak buradaki kilise Vatıkan ile bağını koparmamış. Chamula’da kabul gören erkeklerin çok eşliliği burada sona eriyor. Suçlulara ölüm cezası verip, linç ederek öldürmüyorlar. Okulda sadece ispanyolca öğretiliyor. Ana dil öğrenimi aileden geliyor. Burada ilk durağımız kadınların dokuma işiyle uğraştıkları bir evdi.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comBir etek veya bluz kumasının dokunmasının yaklaşık bir iki üç hafta sürmesi, hepsinin el emeği ve de benzersiz olması, renkler beni benden aldı. Kendimi kaybedip yeşilli bejli çift yüzlü dokunmuş bir küçük şal alıverdim.

Burada da kadınlar yeterince hak hukuk sahibi değil gibiler, evde dokuma, nakış ve işlerinden, yaşlıların bakımı ve çocukların büyütülmesinden sorumlular. Ancak bu dokuduklarından gelen kazancı kocalarıyla paylaşmak mecburiyetinde değiller. Bizim köy düzenimize benzese bile ayrıştığı en önemli nokta bir erkek evlenmek istediği kadının ailesine durumu bildirdiğinde kadının red etme hakkı var, zorla evlendirilmiyor. Bir şekilde iş bölümü yapılmış Cesar’ın açıkladığı gibi kadın ve erkek, güneş ve ay, yin ve yang herkesin toplumda farklı bir yeri ve görevi var. Eşini kaybetmiş dul ve hiç evlenmemiş kadınlar Zinacantan’da ruhani lider olabiliyorlar. Erkekte evlilik şart iken kadına dul/hiç evlenmemiş şartı koşulmuş.

nuzerel@gmail.comnuzerel@gmail.comCesar mumların renklerinin nasıl mısır renkleri ile benzeştiğini açıklarken

nuzerel@gmail.comBizdeki nazar inanışı mayalarda da var. Çocukların insanların kötü/kem bakışlarından hastalandıklarını düşünüyorlar. Dolayısıyla koruma amaçlı bu bileziği takıyorlarmış. Ayrıca çocukların düşünce ruhlarının toprakta kaldığına inandıklarından kollarına alıp düştükleri yerin üzerinde ileri geri sallayarak ruhun geri gelmesini sağlıyorlarmış.

nuzerel@gmail.comBereket, sağlık, vb için yakılan mumlar

nuzerel@gmail.comİspanyolların bitiremediği hıristiyanlaştırma işini devam ettirenlerin ilanları; kitaplı dinleri über kutsal sayan zihniyetin paganizmi küçük, hakir ve batıl diye adlandırmadan önce şapkasını önüne alıp kitaplardaki saçmalıkları bir düşünmesini isterdim.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comRuhani liderin taşıdığı bir senenin sonunda yeni ruhani lidere devrettiği bu sopa muhim ve kutsal dolayısıyla yere değmemesi lazım. Bu gerekçeyle yönetim binasının önündeki tahta bankların kolçaklarına sopa için özel delik açılmış.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comMüzisyenlerden sonra Büyük kilisenin avlusuna doluşan bu adamlar ruhani liderlerin asistanları. Meğer gittiğimiz gün Zinacantan’da ‘Tres Reyes’ yani  Üç Kıral için tören yapılacakmış. (İsa’nın doğumunu kutlayan üç kral) Dolayısıyla korka korka da olsa bir sürü fotoğraf çektim. Chamula’da bu tarz törenlerde kilisenin avlusunda bile fotoğraf çekilmesini istemiyorlar. Cezası da hapis olunca insan ister istemez tırsıyor. Ancak Zinacantan’da Kiliselerin avlusunda fotoğraf çekmeye kızmıyorlar aksine ruhani liderler filan ayak altında dolaşan, kendilerine sarılıp sarılıp poz veren turistlere alışmışlar. Fotoğraf çekebiliyor olmak güzel bir duyguydu ama bu turist olayı biraz yüzümü ekşitti. Bir şeyler alırken bir şeyleri kaybediyorduk. Ne kadar almalı ne kadarını gözden çıkarmalıydık işte bunlar kafama üşüşen sorulardı.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comKırmızı eşarplı ruhani liderler gri eşarplılardan daha yüksek konumdalar

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comTabanı tahtadan, bilek korması ve bağları deriden olan bu ayakkabılar maya döneminden beri yapılıyor. Ayağın üst kısmına gelen parça ise güneş şeklinde kesilmiş.

nuzerel@gmail.comGri eşarplı ruhani liderler, kırmızı eşarplıların boyunlarında kurdeleler ile süslü haçları öperek bir çeşit selamlaşma ritüelini gerçekleştirdiler. 2013 Mart sonu ilk kez Chamula’yı ziyaret ettiğimde de ‘Semana Santa’ (Kutsal/Aziz Hafta) içinde idim ve benzer bir tören yapılmaktaydı. Fotoşraf çekemediğim için çok üzülmüştüm.

nuzerel@gmail.com Zinacantan’da iki adet kilise var ikisinde de sıralar kaldırılmış ancak yerlere çam yaprakları serili değil ve yerlerde mum yakıp dua edenler yok. Tüm azizlerin önünde mumların dizildiği masa bulunmakta, böylesini uygun görmüşler. Her iki kilisede de çiçek üreticisi oldkları için bolca çiçek kullanılmıştı. Ayrıca Chamula ile benzer bir şekilde yanlardan tavanın ortasına doğru renkli kumaşları dekor olarak kullanmışlardı. Yanlış hatırlamıyorsam bunların üzerinde tarih ve isimler yazılıydı. Sanırım katoliklik ile bir alakası olabilir.

Sonrası iyilik sağlık arabalara binip San Cristobal de las Casas’a geri döndük.

Posted in olaylar, yerler | Tagged , , , , , , | 1 Comment

GUATEMALA EKSPRES! Dört gün, iki şehir, bir volkan, iki sınır kapısı

Meksika vizemin yine son demleriydi bulunduğum yere en yakın ülke Guatemala’ya en az üç günlük bir ziyaret yapmam gerekiyordu. Başta en yakın sınır olan Carmen Xhan köyüne bisikletle gider dönerim diye düşünürken, en az üç gün Guatemala’da kalmak zorunda olmam vazgeçmeme neden oldu. Omzum mükemmel derecede iyileşmese bile durunamıyordum bir şeyler yapasım vardı.

Daha yolculuğun başında hem bisikletle gezerim hem de gittiğim ülkelerde dağcılarla tanışıp mümkünse civar dağlara çıkış yaparım diye düşünmüştüm. Hemen couchsurfing websitesinde bir iki gruba yazı yazdım. Meksika’daki arama kurtarmacı arkadaşlara haber uçurdum; Guatemala’da tanıdık eş dost var mı diye. Bu arada internetten Tajumulco Volkan çıkışı ile yazılan yazıları okudum. Kısmet, beraber tırmanacak iki kişi buldum ancak son anda ikisinin de işi çıktı. Kafamda tek başına çıkış yapmayı şekillendirmeye başladım. San Cristobal de Las Casas’tan gece otobüsüyle ya Tapachula’ya gidip sınırı geçecektim ya da kaldığım posada’nın çalıştığı tur fırması ile doğrudan Xela’ya gidecektim. Tapachula otobüs fiyatıyla Xela’ya özel transferin fiyatı hemen hemen aynı olunca Xela’ya gitmeye karar verdim. İleride kabul ederlerse bir şekilde gönüllü çalışmak istediğim Quetzeltrekkers isimli NGO’nun da Xela da olması bu kararımı etkiledi.

Özel minibüs geldiğinde tüm koltuklar dolmuş bir tek arka sıra kalmıştı ve ben yol tutması için ilaç içmeyi unutmuştum :(  Kaderime boyun eğdim eğmesine ama benden sonra iki kişi daha binince sol köşeye arka lastiğin üzerine sıkışmıştım. Yirmi kilometre gitttik gitmedik, şöför aracı durdurup tepe bagajına branda çekmeye çıktığında öndeki yedek koltuğu açmasını yoksa kusacağımı söyledim. Öndeki diğer kadıncağız da benimle aynı makus kaderi paylaşmaktaydı. İki bileğinde de yol tutmasını önleyen bileklikler vardı ve kusmayı engelleyici tablet çiğnemişti. Hemen bana da verdi, hatta yeşermeye başladığımda kabarcıklı mineral suyunun tekini de paylaştı. Ancak kafam ısınmıştı ve artık her şey için çok geçti. Aracı durdurup kendimi dışarı zor attım. Midemdeki asidi kusunca azıcık su içip kendime gelmeye çalıştım. Köşedeki dükkana girip iki tane dramamine aldim. Sevinçle yutup dışarı çıktım. Bu arada şöför de lastiklere baktırmak için yaklaşık beş yüz metre ileriye devam etmişti. Yolun aşağısına bir on dakika yürüyünce biraz daha kendime geldim. Yolun bundan sonrası hakkında pek bir fikrim yok, dramamine işe yaramış uykudan kafamı kaldıramaz olmuştum. (yol tutması için kimseye herhangi bir ilaç tavsiye etmiyorum!)

Meksika’da Ciudad Cuauhtemoc sınır kapısına öğlen vardık, varmasına ancak çıkarken ödememiz gereken 295MXN harcı ödemek için bir saat bankada kuyruk bekledik. Aynı araçla Guatemala sınır kapısına yakın mesafeye gelip yürüyerek sınırı geçtik pasaportlarımıza giriş mührünü vurdurup farklı bir araçla yola devam ettik. Ancak arada yakın mesafe geçen ‘chicken bus’ ların yüksek sesli kornalarıyla gözlerimi aralayabiliyordum. Sonunda akşam 6:30’da Xela’ya varabildik. Şöför elimize şehrin haritalarını ve firmasının broşürünü elimize tutuşturduğunda şehrin en ucuz hosteli olan Casa Argentina’nın yerini sorup yola koyuldum. Kimine göre sıçan deliği olarak nitelense bile bir hostele 100GTQ bayılacak halim ve de bütçem yoktu.

Hostelin sahibi Leonel kapıyı açtı, orta halli bir aile işletmesi; çok fazla yatırım yapılmayan, aman aman temiz olmayan bir hostel. Odaya eşyalarımı bırakıp hemen yemek yiyecek bir yer bulmak için kendimi dışarı attım. Leonel’in önerdiği Blue Angel Cafe hem ucuz hem de vejetaryen bir şeyler bulabileceğim bir yermiş ancak gözümün önündeki cafeyi bulamayıp Artisanos diye başka bir dükkana girdim. Biraz pahalı da olsa Tempeh diye bir sandviç ısmarladım. Bir daha aynı sandviçten alacak zamanım olmadığı için çok pişmanım inanılmaz lezzetliydi! Tempeh de neymiş gene böcek mi yiyor diyenler bak hele; tempeh

Neyse çok geç olmadan hostele dönüp çantamı hale yola sokmaya çalıştım. Dağ Kültürü Derneğinden yadigar çok hafif (kendi iç cebine katlanıp minicik olabilen) çantamda yok yoktu. Uyku tulumumu su geçirmez sıkıştırma torbasında olduğu için çıkarıp çantanın altına bir yerlere başladım. Ocak ve tencere esas yer kaplayan malzemelerdi. Yanımda ekstra kıyafet olarak bir don, bir çift çorap, bir yünlü üst içlik ve bir de termal alt içlik vardı. Çantayı bitirip yatağa yattım ama gözüme uyku girecek gibi değil. Bir yanım ne işin var elin dağında yarın sabah erkenden Quetzaltrekkers ile konuş insan evladı gibi onlarla tırman derken diğer yanım hayır onca lüzumsuz şeyi pes etmek için taşımadın yarın gidip rotaya bakarsın bulamazsan tırmanamazsın bulursan ne ala demekteydi. Quetzaltrekkers ilerde kabul ederlerse gönüllü olarak çalışmak istediğim bir NGO. Gönüllülerin turistler için çeşitli volkanlara düzenlediği trekkingler ve bağışlar sayesinde sokak çocuklarına eğitim ve barınacak yer sağlayan bir oluşum. Ofisleri de Casa Argentina’nın arka bahçesinde ama tabii ben tabelayı görene kadar saat akşam 9:00 olmuştu.

Sabah erkenden kalkamadım tabii sabah 6:00 gibi hostelden çıktım karşı köşeden ilk chicken bus’ıma atlayıp dogru Minerva Terminaline yollandım. ‘Chicken Bus’ Guatemala içinde yakın-orta-uzak mesafe yolcu taşıyan ikinci sınıf otobüsler. Neden adı ‘tavuk otobüsü’ derseniz tavuk, keçi, insan aklına ne gelirse bir arada yolculuk yaptığından sanırım buraya ilk gelen ‘gringolar’ böyle bir lakap takmış. Hani Amerikan filmlerinden aşina olduğumuz turuncu okul servisleri burada hattına göre inanılmaz güzel, canlı renklerle süslenip boyanmışlar ve ikinci sınıf otobüs olarak Guatemala’yı arşınlıyorlar.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comRomantik tanımı haricinde mantık çerçevesindeki tanımı için; hayvanın evladı gibi hızlı giden, o korkunç virajları dönerken şerit değiştiren, aşırı yüksek sesle cumbria çalınan veya film oynatılan, akşam saatinde binilen 123T’den, sabah 6:00 haydarpaşa treninden bile daha kalabalık olan ama bir yerlere gidebilmek için mecbur olduğun yegane araç diyebilirim.

Minerva Terminali kocaman halk pazarının arkasında konuşlandığından daldım pazara. Pazarda da yok yok, meyvesinden sebzesine, kıyafetten ıvır zıvıra her şey var. San Marcos’a gitmek için ufak beyaz minibüse atladım. Yolculuk yaklaşık bir buçuk bilemedin iki saat sürdü. San Marcos fazla gelişmemiş ama temel ihtiyaçları bulabileceğin ufak bir şehir. Bir iki sorduktan sonra ilerde bir market olduğunu öğrenip hemen dağda lazım olacak yiyecek ve suyu temin ettim. Önce kalacak yer bakmayacak kadar salak bir insan olmamı ise neye ve kime borçlu olduğumu ise bilmiyorum. Gecesi 40GTQ’ya market ile terminal arasındaki otelimsiye attım kapağı. Az yürüyeyim internet kafe filan bakayım diye çıktığımdaysa 40GTQ’ya daha aydınlık daha düzgün bir otel buldum ama iş işten geçmişti.

İnternette sadece www.summitpost.org sitesinde Llano de la Guardia ve kısa güney rotasından çıkışını okumuş, notlar almıştım. Bu kendibaşlarına çıkanlar erkekti, hırsızlık ve rotanın zor bulunması konsuunda da uyarıda bulunuyorlardı. Hatta bir tanesi ‘kara mayınları olduğuna dair söylentiler var’ şeklinde uyarıyı bambaşka boyutlara taşımıştı. Başka bir blogda rotanın daha ayrıntılı tarıfini buldum. Hepi topu 6 km yürüyecektim ve 1000 metre irtifa alacaktım. Ancak rotanın çok zor bulunduğuna dair uyarılar burada da vardı. Hatta rotayı bulamadıkları için Quetzaltrekkers ile çıkmışlardı. İyi kötü bütün notlarımı toparlayıp kaldığım hospedaje’ye geri dönüp çantamı organize ettim. Bir yandan da ocağı epeydir kullanmadığım için bir deneme yapayım dedim. Hay demez olaydım, doğru düzgün yakana kadar canım çıktı. Bir de leş gibi benzin kokuttum her yeri. Vesveseden içim içimi yiye yiye yattım yatmasına ama sokak gürültüsünden ve kafamın içinde öyle mi olacak böyle mi olacak diye düşünmekten ancak geceyarısı sızabildim.

Sabah erkenden kalkıp kahvaltılık aldığım sandvici hüpletip doğruca otobüs terminaline yollandım. Biraz muhabbetten sonra San Sebastian – Tacana otobüslerinin terminalden saat 7:00 gibi kalkacağını ögrendim. Yarım saat kadar oyalanıpgeleni gideni seyrettikten sonra terminalin arka tarafına benim otobüs geldi mi acaba diye bakmak için geçtim. İlk otobüs gelmiş yolcularını bekliyordu. Hemen muavine anlattım dağa çıkacağım ineceğim yeri söyle filan diye sıkı sıkı temih ettikten sonra şöförün arkasındaki ilk sıraya kurulup otobüsün dolmasını bekledim. Üçkağıtçı muavin 5GTQ tutan mesafe için benden 20GTQ aldı almasına da anlayana kadar iş işten geçmişti. Pis herif!

Kazıklanmak bile keyfimi kaçırmamıştı. Rotanın başında kocaman ‘Bienvenidos a Volcán Tajumulco’ tabelasını görmüştüm.

nuzerel@gmail.comParke taş döşeli yolda eşek ölüsü kadar ağır çantamın izin verdiği ölçüde sekerek az ilerdeki bir grup gence doğru seyirttim. Gençler in hemen hepsi San Marcosluydu ve Tajumulco volkanına aynı gün çıkıp inmeyi planladıkları için tüy kadar hafif çantalarla gelmişlerdi. Karşılıklı muz ve bira! ikramından sonra hep beraber yola koluyduk. Sen merak etme rotayı biz sana gösteririz, çok eşyan var, paylaşır taşımana da yardım ederiz diyerek bir kez daha ‘lan kesin evrende beni seven bir güç var!’ diye düşünmeme sebep oldular. Ya da Guatemalalılar misafirperver ve de yardımseverdi.

nuzerel@gmail.comMeksika sınırına yakın diğer volkan Tacana bulutların adasında ada gibi yüzüyordu. Hava ılık, güneşli ve tam dağa çıkış havasıydı. Marttan beri doğaya karışmamış, kamp atamamış benim içim ise içimde sessiz ama çılgınca dans ediyordu!

nuzerel@gmail.comParke taş döşeli yol bitince sağa geniş toprak yola kıvrılınca muhteşem Tajumulco Volkanı dümdüz önümüzde belirdi.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comPatikanın takibi zor kesinlikle değil. Civar yerleşim yerlerinden de dengini sırtına atan bir sürü insan volkana doğru yola koyulduk. Rota orman içlerine doğru kıvrılsa ve volkan az biraz gözden kaybolsa da bu rota kaybedilmesi imkansız bir rota. Tehlikesiz diyemem çünkü doğada yapılan faaliyetlerin hafife alınmaması gerekir ama rota hakkında bulması zor, köylere giden diğer patikalarla karışıyor, çok soğuk (bunu diyenin ocak ayında en az üç gün Çıldır gölünde kalmasına karar verdim) vay efendim soygun tehlikesi olabilir diyenlere de laflar hazırladım!nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comBir kere civar yerleşim yerlerinden sırtına bağladığı bebeleriyle kadınların da olduğu karma bir grup zirveye 100 metre kala volkanın sırtında günlük dini toplantılarını yapmak için tırmanıyor. Protestan olmalarına ve kiliselerinin de olmasına rağmen geçmişten beri dini toplantılarını dağda yaptıkları için bu geleneği devam ettiriyorlar.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comİkincisi daha kalabalık bir grup çoğunluk San Marcos’tan olmak üzere battaniyesini, çadırını, yemeğini kapan günübirlik veya kamplı volkana çıkıyor. Hemen hepsi de gayet yardımsever, misafirperver, sevimli insanlar. En azından benim tanışıp muhabbet ettiğim herkes böyleydi. Diğer bir grup ise buraya düzenli turlar düzenleyen firmalarla gelen yabancı ve yerli turistlerden oluşuyordu. Bir de kar olmayan dağda ipe girmiş elde kazmalar eğitim yapan dağcılık grubuydu.

Çantam maalesef bu işler için pek uygun olmadığından yürürken epey sıkıntı çektim. Şimdi bunu söylemezsem çok ayıp olur sağ olsun geçlerden biriyle çantaları değiş tokuş ettik. Sabah saat 9:00’da başladığımız yürüyüşümüzü saat 12:30’da zirvede noodle yiyerek kutladık.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comZirve epey rüzgarlı ve soğuk ama en azından benim çıktığım günde öyle kaz tüyü filan gerektirecek bir soğukluk yoktu. Sonrasında yine çıktığımız yolu takip ederek inmek oldu. Diğer rota yazılarında eski radyo istasyonu diye tanımladıkları beton sütunların olduğu alanda bir sürü insan kamp hazırlığına girmişti. 7 Kasım 2012 tarihinde merkezi Pasifik Okyanusu olan depremde San Marcos bina yıkımları ve 39 kişinin ölümüyle epey etkilenmiş. Kocaman kocaman kayalar yuvarlanıp bu muhtemel kamp alanını da biraz dağıtmış. Yine de eski sac plakalar ve getirdikleri battaniyelerle iyi kötü kamp ve piknik alanı oluşturmuşlardı. Ancak Meksikalı erkekler gibi Guatemalalı erkeklerin de çocuk gibi patlangaçlı şeylere aşırı düşkünlüğü uyumaktan başka derdi olmayan beni deli etmeye yetip arttı bile!

İnerken rotanın sağında kalan çam ağaçlıklı ormanda kamp atmaya karar verdim. Beraber çıktığımız gençlerle vedalaştık, onlar inişe devam ettiler. Çok yorgundum ve başım da inanılmaz ağrımaya başlamıştı. Bir yandan da süperötesi mutluydum. İyi ki salak gibi internette yazılanları dinleyip korkmamıştım. Çadırımı kurarken az ötedeki çadırda kalan hanımla muhabbete başladık. Tek başına geldiğim için beni tebrik edip daha yakınımıza kur çadırını diye beni yanlarına davet etti. ‘Şu an başım ağrıyor sabaha ne olur bilemem ama sizinle gündoğumunu seyretmeye gelebilir miyim?’ diye sorunca da ne demek gel tabii cevabını alınca rahatladım. Tulumum, o kadar havalandırmama rağmen sıkıştırma torbasına kaldırdığım için küf küf kokuyordu. Aynı şekilde şişme matımın yüzeyi de rutubetten siyah siyah lekelenmişti. İşe yaramayacaklar ve üşüyeceğim diye epey bir endişenlendim ama boşuna endişelenmişim her zamanki gibi!  Gece başımın ağrısından mı, yükseklikten mi artık neden bilemiyorum feci şekilde miğdem bulanmaya başladı. Dayanamayacak gibi olduğumda ise çıkıp kustum. Tüm çıkardığım lanet olasıca portakaldı. Azıcık aç ve susuz kalınca yediğim portakal miğdem de asit yapmış sanırım bilemiyorum, kusunca rahatladım. Dışarı çıktığım için tekrar ısınmam biraz zaman alsa da sonunda tulumun içindeki tüyler kabardı ve hiç üşümedim.

Sabah saat 5:00’te gün doğmadan çantamda sadece para kesem, fotoğraf makinam, su şişem ve bir tane elmayla tekrar çıktım. Endişem karanlıkta rotayı bulamamktı ama geceleyen herkes karanlıkta kafa fenerleriyle ateş böceği gibi zirveye yönelmişti ve yalnız bile çıksanız rota bulunmayacak gibi değildi. (Bunu kaybolmaya en müsait ben bile diyorsam artık düşün yani!) Henüz güneş doğmadığı için zirve epey soğuktu. Sırtımı büyükçe bir kayaya verip Quetzaltenango’nun çevresindeki volakanlara yüzümü dönüp güneşin doğmasını bekledim.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comGüneş doğunca da az biraz ısınıp kraterin pasifik tarafına doğru dolanıp arka taraftan yine takibi pek de zor olmayan başka bir rotadan çadırlarımızın olduğu alana indik. Çadırımı toparlayıp, bir yandan da ılık suya kırdığım noodle makarnayı yiyip çantamı hazırladım artık aşağı inmek için hazırdım.

nuzerel@gmail.comAralarına katılmama izin veren gruba teşekkür edip kalan son yemeğim olan ikinci elmamı yiye yiye çıktığım rotaya geri döndüm ve aşağı inmeye başladım. Bu sefer yanımda sohbet edecek San Marcos’lu bir abla kardeş vardı. İnişte geniş bir düzlüğe geldiğimizde mola verdiklerinde ben yola tek başına devam ettim. Yolda motokrosçularla karşılaştım.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comOrman ve çayır çimen bittiğinde toprak yolda devam ederken ince toprak ve tabanı eskimiş botlarım ve tabii ki yorgunluktan iki kere düştüm. (gülenlere de laflar hazırladım! ne lafı hazırlayacam ben de güldüm kendime)

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comRotayı tamamlayıp San Marcos’a gidecek araç beklemeye başladım derdim aynı gün Xela’ya varmaktı. Çünkü en bi sevdiğim çabuk kuruyan minik mavi havlumu Casa Argentina’nın banyosunda unutmuştum. Yoksa buradan otobüsle Tacana’ya gidip oradan sınırı geçip Tapachula’dan otobüsle San Cristobal’e dönsem yolu epey kısaltmış olacaktım. Şansıma gelen otobüs Xela’ya gidiyordu ama içinde adım atılacak yer kalmamıştı. Koltukların sırt demirlerinde yürüyerek para toplayan muavin muavinlikte nasıl level atlandığının resmen canlı kanıtıydı. Bu otobüsle Xela’ya kadar gitmeme miğdem de bacaklarım da isyan edeceğinden San Marcos’ta indim.

nuzerel@gmail.comYine marullu domatesli sandviçle karnımı doyurup iki tane dramamine içip Xela otobüsüne yollandım.nuzerel@gmail.comBu teyzem de bana Xela’ya kadar yarenlik edip, sonrasında Guatemala City’ye devam etti.

Casa Argentina’ya vardım varmasına ama havlumu bulamadım maalesef. Sıcacık bir duş alıp internet cafeye koşup; dağa çıkıyorum iki güne sesim çıkmazsa ölmüşümdür herhalde dediğim bi şekil üs belirlediğim arkadaşıma hayattayım diye mesaj attım. Benimle geleceklerini söyleyip sonra da gelmekten cayan elemanlar da merak etmiş bi sürü mesaj aman tek başına gitme! Gol atmış Messi şımarıklığıyla ‘ooooooo’ yazmak isterken hepsine benim gibi bi prensese yakışır efendilikle cevap yazdım. Aferin bana!

İnsan bazen kendini kucaklayıp, yanaklarını sıkıp, öpesi gelir ya (yoksa gelmez mi? Ne diyosun ağzında geveleme? – Çok yazdın kim okuyacak diyorum! Sanane be salak! okunur çok heyecanlı! Buruşturma yüzünü!) işte tam da böyle hissederek mışıl mışıl uykuya daldım. Sabah daha erken kalksam fena olmayacaktı ama yorgunluktan ancak 6:00’da kalkıp hazırlanıp, kahvaltı edecek yer bulmak için yola çıkabildim. Malum bugün günlerden pazardı ve latin amerikalıların hem de pazar günü dükkan açtıkları pek görülmemişti. Kahvaltı edecek yer buldum ve sadece sıcak yulafın fotoğrafını çekebildim. Esas kahvaltı tabağının fotoğrafını çekmek aklıma geldiğinde yarısını çoktan yemiştim.nuzerel@gmail.comİki yumurta, dört kaşık pilav, minik bir tas siyah fasulye, tortilla, minik yuvarlak ekmekten ve tabii ki kahveden oluşan kahvaltımı bitirip üzerine bir tane dramamine yutup (ilaç önermiyorum ama yollara benim ilaçsız dayanmam mümkün değil! bisikletin gözünü yiyeyim)minibüsle yine Minerva Terminaline gittim. Halk pazarının içinden geçerken bu sefer köşede saçma sapan bi itiş kakış bir sıkışıklık oldu. Genç yaşlı kadın erkek demeden birbirimizi ite kaka yolumuzda ilerledik. Sıkışıklıktan kendimi kurtardığımda sağda dizimin az üzerindeki cebi açıp 50MXN ve notlarımı yürüttüklerini fark ettim. Neyseki pasaport ve paralarımın büyük kısmını taşıdığım küçük çantayı belime bağlayıp içliğimin içinde tutmayı akıl etmiştim. Terminale ulaştığımda saat sanırım 10:00’a geliyordu. Sınır şehri olan La Mesilla’ya gideceğimi söylediğim muavinlerden biri gel benle deyince peşine takılıp otobüse atladım. Bu otobüslere neden ‘tavuk otobüsü’ diye isim takıldığının kanıtı bir leğen dolusu tavuğun ise fotosunu çekemeyecek kadar üşengeç olduğum için yarıca çok özür dilerim. (evet ya çok lazımdı tavuk fotosu bir o eksik) Daha önceden fiyatlarını sorduğum için muavine 40GTQ verdim ve La Mesilla’ya gideceğimi belirttim yine. Ancak otobüs Huehuetenango isimli şehre varınca şöför ne bekliyorsun insene bacım diye çemkirdi. Ben anlamam arkadaş La Mesilla’ya kadar ücret ödemişim oraya gidecem diye tutturunca para ödediğim muavine ıslık çaldı. Burada enteresan bir ıslık dili de var. Meksika’dakinden epey gelişmiş. Muavinin peşine takılıp otobüs değiştirdim ama bir yandan da biletim yok bak bir daha para isterlerse ödemem diye de söyleniyorum.

nuzerel@gmail.comDerken otobüs doldu ve yola çıktık başka bi muavin para toplamaya başladı bana sıra gelince ‘ben taa Xela’da 40GTQ ödemişim’ dedim ama muavin ‘bana ödemedin’ diye itiraz edince ‘benim problemim değil arkadaşım ben paramı ödemişim’ diye diklenince bütün ötübüste gülen gözler kırık ispanyolcasıyla muavine posta koymaya çalışan ‘gringa’ya çevrildi. Meğer bu muavin olacak piçler yerli yabancı herkesi kazıklama derdinde. Şöföre, bir kişi ödedim diyo ödemiyo diye sorunca şöför haberim var dedi de yakamdan düştü. Yolculuğun devamı yarı baygın, yarı uyuyarak geçtiğinden pek anlatacak bi şey yok. (– oh çok şükür anlatma artık yeter!)

La Mesilla’da terminale vardığımda 5GTQ’ya minik motorsikletten bozma tuktuk denen araca binip sınıra kadar gittim. Yürüyerek sanırım pazarın içinden 15 dakika filan sürerdi. Arka taraftan Meksika tarafına geçtiğimiz için bir an ne taraftayım Meksika ne taraf Guatemala ne taraf diye kısa süreli kafa karışıklığından sonra Guatemala sınırında pasaporta çıkış kaşesi vurdurup Meksika tarafına geçip yürümeye başladım. (Bi de dağa çıktım düz yerde yönünü şaşırmış salak!) Meksika tarafında maalesef giriş kaşesi vuracak göçmenlik ofisi epey uzakta yürüyerek nereden baksan bir saat sürer dolayısıyla atladım bir ‘collectivo’ denilen minibüse, sınırda işim 10 dakikadan fazla tutmadı ama tam da ofisin önüne koca bir panayır kurulmuş. Atlıkarıncadan tut da dönmedolaba yiyecek içecek büfelerine kadar hazırlık yapılmış.

nuzerel@gmail.com nuzerel@gmail.comMecbur yürümeye devam ettim bir 10 metre ilerde Comitan’a giden minibüsleri buldum. Comitan’dan da San Cristobal’e giden minibüslere binip akşam saat 9:30’da sekiz aydır yaşadığım ikinci yuvama geri döndüm.

Posted in dağlar, nasılım | Tagged , , | Leave a comment